Elektronik Cihazlarıma El Konuldu, İtiraz Etme Yolları Nelerdir?

Elektronik Cihazlarıma El Konuldu, İtiraz Etme Yolları Nelerdir?

Dijital çağın hukuk sistemleri üzerindeki en belirgin etkilerinden biri, elektronik cihazların ve bu cihazlarda muhafaza edilen dijital verilerin ceza muhakemesi sürecinde delil olarak kullanılması ihtiyacıdır. Akıllı telefonlar, dizüstü bilgisayarlar, tabletler, harici bellekler ve sunucular gibi elektronik cihazlar, modern hayatın vazgeçilmez araçları olmanın yanı sıra kişisel verilerin, ticari sırların, özel hayata ilişkin hassas bilgilerin ve mesleki faaliyetlere dair kritik öneme sahip belgelerin saklandığı dijital depolardır. Bu cihazlara ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında el konulması, bireylerin Anayasa ile güvence altına alınmış temel hak ve hürriyetlerine doğrudan müdahale niteliği taşıdığından, bu işlemin sıkı usul kurallarına bağlanması ve keyfi uygulamaların önlenmesi için etkin itiraz mekanizmalarının öngörülmesi hukuk devletinin bir gereğidir.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 20. maddesi uyarınca herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir; özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Anayasa’nın 21. maddesinde düzenlenen konut dokunulmazlığı ve 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyeti de elektronik cihazlara el koyma bağlamında koruma sağlayan temel anayasal hükümlerdir. Anayasa’nın 13. maddesi ise, temel hak ve hürriyetlerin yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceğini, bu sınırlamaların Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağını hükme bağlamaktadır.

Bu anayasal çerçevede, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) başta olmak üzere çeşitli kanunlarda elektronik cihazlara el koyma usulü düzenlenmiştir. CMK’nın 123. ve devamı maddeleri genel el koyma hükümlerini içerirken, CMK’nın 134. maddesi bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma işlemine özgü düzenlemeler getirmiştir. 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu ve ilgili yönetmelikler de konuya ilişkin tamamlayıcı hükümler içermektedir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 8. maddesi özel hayata ve aile hayatına, konuta ve haberleşmeye saygı hakkını düzenlemekte; AİHS’nin 6. maddesi adil yargılanma hakkını; 13. maddesi ise etkili başvuru hakkını güvence altına almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) elektronik cihazlara ve dijital verilere el koyma işlemine ilişkin geliştirdiği içtihatlar, ulusal hukukumuzun yorumlanmasında yol gösterici nitelik taşımaktadır. Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmünde olup, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. Bu hüküm uyarınca AİHS ve AİHM içtihatları, iç hukukumuzda doğrudan uygulanabilirlik kabiliyetine sahiptir. Bu çalışmada, elektronik cihazlara el konulması işleminin hukuki dayanakları, el koyma usulü, el koyma işlemine karşı başvurulabilecek itiraz yolları, yasal destek almanın önemi ve bireysel başvuru imkânları; CMK, ilgili mevzuat, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları ile Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ışığında kapsamlı bir şekilde ele alınacaktır.

1. El Koyma Koruma Tedbirinin Tanımı ve Amacı

El koyma, CMK’nın 123. ve devamı maddelerinde düzenlenen, ceza muhakemesinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacına hizmet eden bir koruma tedbiridir. CMK’nın 123. maddesi uyarınca, ispat aracı olarak yararlı görülen ya da müsadereye tabi olan malvarlığı değerleri ile eşyanın muhafaza altına alınması veya başka bir şekilde emniyet altına alınması el koyma işleminin konusunu oluşturur. Elektronik cihazlar, bu kapsamda hem ispat aracı olarak yararlı görülebilen hem de bazı durumlarda müsadereye tabi olabilen eşya niteliğindedir.

Ceza muhakemesinde el koyma tedbirinin amacı, suçun işlendiğine veya işlenmediğine ilişkin delil teşkil edebilecek eşyanın karartılmasını, yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek ve muhakeme sonunda verilecek hükmün infazını sağlamaktır. CMK’nın 2. maddesinin (j) bendi uyarınca koruma tedbiri, ceza muhakemesinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, delillerin korunması veya hükmün infazının sağlanması amacıyla başvurulan ve temel hak ve hürriyetlere müdahale teşkil eden işlemlerdir. El koyma da bu tanım kapsamında temel hak ve hürriyetlere müdahale niteliği taşıdığından, sıkı usul güvencelerine bağlanmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik kararlarında, el koyma işleminin ancak kanunla yetkili kılınmış merci tarafından, kanunda belirtilen usule uygun olarak ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılabileceği vurgulanmaktadır. El koyma işleminin hukuka uygunluğunun denetiminde, işlemin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, yetkili merci tarafından yapılıp yapılmadığı, gerekçelerinin somut olayın özelliklerine dayanıp dayanmadığı ve ölçülülük ilkesine riayet edilip edilmediği hususları esas alınmaktadır.

2. CMK’nın 134. Maddesi Kapsamında Elektronik Cihazlara Özgü Düzenleme

5271 sayılı CMK’nın 134. maddesi, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma işlemini özel olarak düzenlemektedir. Bu madde, 25.05.2005 tarihli ve 5353 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle CMK’ya eklenmiş, 21.02.2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle önemli değişikliklere uğramıştır. CMK’nın 134. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, şüphelinin veya sanığın kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin haline getirilmesine hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilir. CMK’nın 134. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve gereçlere el konulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması halinde, el konulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir. Bu hüküm, elektronik cihazlara el koymanın geçici niteliğini ve şifre çözümü ile veri kopyalama işleminin tamamlanmasının ardından cihazın derhal iade edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

6526 sayılı Kanun ile CMK’nın 134. maddesinde yapılan değişiklik, özellikle üçüncü kişilere ait bilgisayarlarda arama ve el koyma işlemine ilişkin hüküm getirmiştir. Maddenin güncel haline göre, şüpheli veya sanığın kullandığı bilgisayar dışındaki bilgisayarlarda arama yapılabilmesi için, suçla ilgili delil bulunabileceğine dair somut olguların varlığı aranır. Bu düzenleme, özellikle işyerlerinde, aile bireylerine ait cihazlarda veya üçüncü kişilerin kullanımındaki bilgisayarlarda yapılacak arama ve el koyma işlemlerini, şüpheli veya sanığın kendi kullanımındaki cihazlara kıyasla daha sıkı koşullara bağlamıştır.

3. Elektronik Cihazlara El Koymanın Anayasal Sınırları ve Ölçülülük İlkesi

Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında ölçülülük ilkesine riayet edilmesi zorunludur. Elektronik cihazlara el koyma işlemi, Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği, 21. maddesinde düzenlenen konut dokunulmazlığı ve 22. maddesinde korunan haberleşme hürriyeti başta olmak üzere birden çok temel hak ve hürriyete müdahale teşkil ettiğinden, ölçülülük ilkesi bu işlem bakımından ayrı bir önem taşır. Ölçülülük ilkesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt unsurdan oluşur. Elverişlilik, başvurulan tedbirin amaçlanan sonucu elde etmeye uygun olmasını; gereklilik, aynı sonucun daha hafif bir müdahale ile elde edilmesinin mümkün olmamasını; orantılılık ise müdahalenin yoğunluğu ile beklenen fayda arasında adil bir denge bulunmasını ifade eder.

Anayasa Mahkemesi’nin konuya ilişkin bireysel başvuru kararlarında, bilgisayarlara el konulması ve bu bilgisayarlardaki verilerin tamamının kopyalanarak incelenmesinin özel hayatın gizliliği hakkına ağır bir müdahale teşkil ettiği; bu tür bir müdahalenin meşru sayılabilmesi için kanuni dayanağının bulunmasının yanı sıra, somut gerekçelere dayanması ve ölçülü olması gerektiği vurgulanmaktadır. Özellikle avukat bürolarında yapılan arama ve elkoyma işlemlerinde, el koyma işleminin kapsamının soruşturma konusu suçla sınırlı olması, ilgisi olmayan verilere erişimin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması ve avukat‑müvekkil gizliliğinin korunması gerektiği ifade edilmektedir.

4. Hâkim Kararı ile El Koyma Usulü

Kural, el koyma işleminin hâkim kararı ile yapılmasıdır. CMK’nın 127. maddesi uyarınca, hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılan aramalarda, belirtilen eşyaya veya diğer malvarlığı değerlerine el konulabilir. CMK’nın 119. maddesi uyarınca hâkim kararı üzerine yapılan aramalarda, kararın bir örneği ilgiliye verilir. CMK’nın 127. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılan el koyma işlemi, yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde kararını açıklar; aksi halde el koyma kendiliğinden kalkar. Bu düzenleme, Cumhuriyet savcısının re’sen el koyma yetkisini sınırlandırarak, hâkim denetimini zorunlu kılmak suretiyle bireylerin temel hak ve hürriyetlerini güvence altına almaktadır.

CMK’nın 127. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, el koyma işleminin konusunu oluşturan eşya veya diğer malvarlığı değerlerinin sahibi veya zilyedi, eşyanın muhafaza altına alınması sırasında hazır bulunabilir ve bu kişilere istemi üzerine el koyma kararının bir örneği ile el koyma tutanağının bir örneği verilir. Bu hüküm, el koyma işleminin şeffaflığını sağlamayı ve ilgililerin itiraz hakkını etkin biçimde kullanabilmeleri için gerekli bilgiye erişimini temin etmeyi amaçlamaktadır.

5. Gecikmesinde Sakınca Bulunan Hallerde Cumhuriyet Savcısının Yetkisi

CMK’nın 127. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı da yazılı emirle el koyma işlemi yapabilir. Ancak bu yetki, CMK’nın 127. maddesinin 3. fıkrası uyarınca sıkı bir hâkim denetimine tabidir: Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılan el koyma işlemi, yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur; hâkim kırk sekiz saat içinde kararını açıklamadığı takdirde el koyma kendiliğinden kalkar. Yargıtay’ın yerleşik içtihadı uyarınca, gecikmesinde sakınca bulunan halin varlığı, somut olayın özelliklerine dayanmalı; soyut ve genel ifadelerle hâkim kararı olmaksızın el koyma işlemi yapılması hukuka aykırılık teşkil eder. CMK’nın 134. maddesinde düzenlenen bilgisayarlarda arama ve el koyma işlemi bakımından da, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilebileceği hükme bağlanmıştır. Ancak bu kararın da yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulması zorunludur. Elektronik cihazlar söz konusu olduğunda, gecikmesinde sakınca bulunan halin tespiti özellikle önem arz eder; zira dijital verilerin uzaktan silinmesi, şifrelenmesi veya değiştirilmesi riski, gecikmesinde sakınca bulunan halin varlığına işaret edebilir. Bununla birlikte, bu riskin de soyut varsayımlara değil, somut olgulara dayanması gerektiği gerek Anayasa Mahkemesi gerek Yargıtay kararlarında vurgulanmaktadır.

6. Kolluk Güçlerinin El Koyma Yetkisi ve Sınırları

CMK’nın 127. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri olmaksızın kolluk güçlerinin re’sen el koyma yetkisi bulunmamaktadır. Bununla birlikte, CMK’nın 90. maddesi uyarınca yakalama, CMK’nın 116. ve devamı maddeleri uyarınca arama yetkisi çerçevesinde, suçüstü hallerinde veya gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda kolluk tarafından yapılan aramalarda el konulan eşya bakımından da aynı usul geçerlidir. CMK’nın 128. maddesi uyarınca taşınmazlara, hak ve alacaklara el koyma, yalnızca belirli suçlar bakımından ve hâkim kararı ile mümkündür. Elektronik cihazlar taşınır eşya niteliğinde olduğundan, CMK’nın 128. maddesi kapsamında değil, CMK’nın 123. ve 127. maddeleri ile CMK’nın 134. maddesi kapsamında değerlendirilmektedir. Kolluk tarafından yapılan el koyma işlemlerinde, CMK’nın 147. maddesi uyarınca şüpheli veya sanığa haklarının bildirilmesi, CMK’nın 149. maddesi uyarınca müdafi yardımından yararlanma hakkının hatırlatılması ve el koyma işlemine ilişkin tutanağın düzenlenmesi zorunludur. CMK’nın 169. maddesi uyarınca, el koyma işlemi sırasında hazır bulunanlara, istemleri üzerine el koyma kararının bir örneği ile el koyma tutanağının bir örneği verilir. Bu belgeler, el koyma işlemine karşı itiraz hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için hayati öneme sahiptir.

7. El Koyma Tutanağının Hukuki Niteliği ve Önemi

El koyma tutanağı, el koyma işleminin hukuka uygunluğunun denetimi ve itiraz hakkının kullanımı bakımından merkezi bir öneme sahiptir. CMK’nın 127. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, el koyma işleminin konusunu oluşturan eşyanın sahibi veya zilyedine, istemi üzerine el koyma tutanağının bir örneği verilir. CMK’nın 169. maddesi uyarınca, arama ve el koyma işlemi sırasında hazır bulunanlara, istemleri üzerine arama kararı ve el koyma tutanağının birer örneği verilir.

El koyma tutanağında; el koyma işleminin yapıldığı yer, tarih ve saat, el koyma işlemini gerçekleştiren yetkili mercilerin kimlikleri, el konulan cihazların marka, model, seri numarası ve diğer ayırt edici özellikleri, el koyma işleminin dayanağı olan karar veya yazılı emir, el koyma işlemi sırasında hazır bulunanların kimlikleri ve imzaları ile varsa işleme ilişkin itiraz ve beyanların yer alması gerekmektedir. El koyma tutanağının eksik veya hatalı düzenlenmesi, el koyma işleminin hukuka uygunluğunu doğrudan etkileyebilir. Yargıtay’ın istikrarlı kararlarında, el koyma tutanağının usulüne uygun düzenlenmemesinin el koyma işlemini hukuka aykırı hale getirebileceği ve bu durumun bozma sebebi teşkil ettiği kabul edilmektedir. Bu nedenle, el konulan cihazın sahibi veya zilyedi, tutanağın bir örneğini mutlaka talep etmeli ve tutanağın içeriğini dikkatle incelemelidir.

8. Avukat Bürolarında ve Özel Nitelikli Yerlerde El Koyma

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesi uyarınca, avukat büroları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir. Aynı madde uyarınca, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz. CMK’nın 130. maddesi uyarınca, avukat bürolarında yapılan arama ve el koyma işlemlerinde, CMK’nın 134. maddesi hükümleri de dikkate alınarak, yalnızca soruşturma veya kovuşturma konusu suça ilişkin delil niteliği taşıyabilecek belge ve verilere el konulabilir; avukat‑müvekkil ilişkisine dair sır niteliğindeki belge ve verilerin korunması için gerekli tedbirler alınır.

Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kapsamında verdiği kararlarda, avukat bürolarında yapılan arama ve bilgisayarlara el konulması işlemlerinin, avukat‑müvekkil gizliliği kapsamındaki verilerin korunmasına yönelik tedbirler alınmaksızın yapılmasının ve el konulan cihazların uzun süre iade edilmemesinin özel hayatın gizliliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlali anlamına geldiği hükme bağlanmıştır. Aynı kararlarda, CMK’nın 134. maddesinde öngörülen usul güvencelerine riayet edilmemesinin AİHS’nin 8. maddesi ile Anayasa’nın 20. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan hakların ihlali sonucunu doğurduğu vurgulanmıştır.

9. CMK’nın 127. Maddesi Kapsamında İtiraz Usulü

Elektronik cihazlara el konulması işlemine karşı başvurulabilecek ilk ve en temel itiraz yolu, CMK’nın 127. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen, Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılan el koyma işleminin hâkim onayına sunulması sürecidir. Bu kapsamda, el koyma işlemine muhatap olan kişi, el koyma işleminin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle hâkimin onay kararına karşı CMK’nın 267. ve devamı maddeleri uyarınca itiraz yoluna başvurabilir.

CMK’nın 267. maddesi uyarınca, hâkim kararlarına karşı itiraz, kararın öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde, kararı veren hâkimin mensup olduğu mahkemeye hitaben yazılmış bir dilekçe ile veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. CMK’nın 268. maddesi uyarınca, itirazı incelemeye yetkili merci, kararı veren hâkimin mensup olduğu mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki en yakın ağır ceza mahkemesidir; eğer kararı veren mahkeme ağır ceza mahkemesi ise, en yakın ağır ceza mahkemesi itirazı inceler. CMK’nın 271. maddesi uyarınca, itirazı inceleyen merci, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse itirazı reddeder. CMK’nın 127. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, el koyma işlemine karşı ilgililer her zaman sulh ceza hâkimliğine başvurarak, el konulan eşyanın iadesini isteyebilirler. Bu başvuru, CMK’nın 267. maddesinde düzenlenen itirazdan farklı olarak, bir süre koşuluna tabi değildir ve “her zaman” yapılabilir. Sulh ceza hâkimliği, yapılan başvuruyu inceleyerek, el koyma işleminin hukuka uygunluğunu denetler ve el koymanın hukuka aykırı olduğu kanaatine varırsa eşyanın iadesine karar verir. Bu karara karşı da CMK’nın 267. maddesi uyarınca itiraz yoluna başvurulabilir.

10. CMK’nın 134. Maddesine Özgü İtiraz ve İade Prosedürü

CMK’nın 134. maddesi kapsamında elektronik cihazlara el konulması halinde, itiraz usulü genel hükümlere tabi olmakla birlikte, maddenin kendine özgü bazı güvenceleri de bulunmaktadır. CMK’nın 134. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, şifrenin çözülememesi nedeniyle cihazlara el konulmuşsa, şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması halinde el konulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir. Bu hüküm, cihazın sahibi veya zilyedinin, şifre çözümü ve kopyalama işleminin tamamlanmasının ardından cihazın iadesini talep etme hakkını da içermektedir. CMK’nın 134. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine el koyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır. Yedekleme işlemi, el konulan cihazın sahibi veya zilyedi veya bunların temsilcisinin talebi halinde, onların huzurunda yapılır ve yedekleme işlemi tamamlandıktan sonra cihaz iade edilebilir. Bu düzenleme, el koyma işleminin kişilerin günlük yaşamları ve mesleki faaliyetleri üzerindeki etkisini hafifletmeyi amaçlayan önemli bir güvencedir. Uygulamada, bu hüküm çerçevesinde yedekleme işlemi yapıldıktan sonra cihazın iadesi talep edilebilir; ancak bu talep, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürecek nitelikte ise reddedilebilir.

CMK’nın 134. maddesi kapsamında yapılan el koyma işlemine karşı CMK’nın 127. maddesinin 4. fıkrası uyarınca sulh ceza hâkimliğine her zaman başvurarak cihazın iadesi talep edilebilir. Bu başvuruda, el koyma işleminin hukuka aykırılığının yanı sıra, CMK’nın 134. maddesinin 3. fıkrasında öngörülen yedekleme ve iade imkânının uygulanması da talep edilebilir.

11. Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Yolu

Elektronik cihazlara el konulması işlemine karşı olağan kanun yollarının tüketilmesinin ardından, Anayasa’nın 148. maddesi ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. ve devamı maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunulabilir. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesi uyarınca, herkes, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir. Başvurunun kabul edilebilmesi için, ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kapsamında verdiği kararlarda, bilgisayarlara ve elektronik cihazlara el konulması işleminin sınırları ölçülülük ilkesi çerçevesinde çizilmektedir. Mahkeme, özellikle el koyma işleminin kapsamının soruşturma konusu suçla sınırlı olması gerektiğini, ilgisi olmayan verilerin korunmasına yönelik tedbirlerin alınmamasını ve cihazların uzun süre iade edilmemesini hak ihlali olarak değerlendirmektedir. Aynı kararlarda, arama ve el koyma işleminin Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkına müdahale teşkil ettiği, bu müdahalenin meşru sayılabilmesi için kanuni dayanağa sahip olması, somut gerekçelere dayanması ve ölçülü olması gerektiği vurgulanmaktadır.

12. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Başvuru İmkânı

İç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından, AİHS’nin 34. maddesi uyarınca, AİHS ve ek protokollerinde tanınan haklarının ihlal edildiğini iddia eden herkes Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurabilir. AİHS’nin 35. maddesi uyarınca, Mahkeme’ye başvurulabilmesi için iç hukuk yollarının tüketilmiş olması ve başvurunun, nihai kararın verildiği tarihten itibaren dört ay içinde yapılması gerekmektedir (15. Protokol ile değişik 35/1. madde uyarınca süre, 1 Şubat 2022 tarihinden itibaren altı aydan dört aya indirilmiştir).

AİHM’in elektronik cihazlara ve dijital verilere el koyma konusundaki içtihadı, özellikle AİHS’nin 8. maddesi (özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) ile 6. maddesi (adil yargılanma hakkı) çerçevesinde şekillenmiştir. AİHM, Wieser ve Bicos Beteiligungen GmbH v. Avusturya (Başvuru No: 74336/01, 16 Ekim 2007) kararında, bir avukatın bürosunda yapılan arama ve bilgisayarlarına el konulması işleminin, mesleki sırların korunmasına yönelik yeterli güvenceler sağlanmaksızın gerçekleştirilmesini AİHS’nin 8. maddesinin ihlali olarak değerlendirmiştir. AİHM, Sérvulo & Associados – Sociedade de Advogados, RL ve Diğerleri v. Portekiz (Başvuru No: 27013/10, 3 Eylül 2015) kararında, bir hukuk firmasının bilgisayarlarına ve sunucularına el konulması işleminin, müvekkil‑avukat gizliliğini koruyacak usul güvenceleri olmaksızın yapılmasının AİHS’nin 8. maddesinin ihlali olduğuna hükmetmiştir. Bu kararlar, özellikle avukatlar, hekimler, gazeteciler gibi sır saklama yükümlülüğü bulunan meslek mensuplarının elektronik cihazlarına el konulmasında daha sıkı usul güvencelerinin aranması gerektiğini ortaya koymaktadır.

13. İtiraz Süreleri ve Hak Düşürücü Süreler

Elektronik cihazlara el konulması işlemine karşı itiraz hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için, itiraz sürelerine azami dikkat gösterilmesi gerekmektedir. CMK’nın 267. maddesi uyarınca, hâkim kararlarına karşı itiraz, kararın öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde yapılmalıdır. Bu süre, hak düşürücü nitelikte olup, sürenin kaçırılması halinde itiraz hakkı kaybedilir. Bununla birlikte, CMK’nın 40. maddesi uyarınca, sürenin kaçırılmasında kusuru bulunmayan kişi, engelin kalkmasından itibaren yedi gün içinde eski hale getirme talebinde bulunabilir.

CMK’nın 127. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen, el konulan eşyanın iadesi talebi bakımından ise bir süre sınırlaması bulunmamaktadır. İlgili kişi, el koyma işlemi devam ettiği sürece her zaman sulh ceza hâkimliğine başvurarak eşyanın iadesini talep edebilir. Bu başvurunun reddi halinde, ret kararının tebliğinden itibaren yedi gün içinde CMK’nın 267. maddesi uyarınca itiraz yoluna başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru süresi, 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesi uyarınca, başvuruya konu ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gündür. AİHM’e başvuru süresi ise, iç hukukta verilen nihai kararın tebliğinden itibaren dört aydır. Her iki süre de hak düşürücü niteliktedir.

14. İtiraz Dilekçesinin İçeriği ve Şekil Şartları

İtiraz dilekçesi, CMK’nın 267. ve devamı maddeleri uyarınca, kararı veren hâkimin mensup olduğu mahkemeye hitaben yazılmalıdır. Dilekçede; itiraz edenin kimlik ve adres bilgileri, itiraz konusu kararın hangi mahkeme veya hâkimlik tarafından, hangi tarih ve sayı ile verildiği, itirazın gerekçeleri ve talep sonucu açıkça belirtilmelidir. CMK’nın 268. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, itiraz dilekçesinde itirazın dayandığı hukuki sebeplerin ve delillerin gösterilmesi, itirazın incelenmesini kolaylaştıracaktır.

Elektronik cihazlara el koyma işlemine karşı yapılan itirazlarda, dilekçede özellikle aşağıdaki hususlara yer verilmesi, itirazın başarı şansını artırabilir:

  1. El koyma işleminin hukuki dayanağının bulunmadığı, CMK’nın 123. ve 127. maddelerinde öngörülen şartların oluşmadığı,

  2. CMK’nın 134. maddesi kapsamında yapılan el koyma işleminde, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin mevcut olmadığı veya başka suretle delil elde etme imkânının bulunduğu,

  3. El koyma işleminin ölçülülük ilkesine aykırı olduğu, cihazdaki verilerin tamamına değil, yalnızca soruşturma konusu suçla ilgili verilere el konulması gerektiği,

  4. CMK’nın 134. maddesinin 3. fıkrası uyarınca yedekleme işleminin yapılmadığı veya yedekleme sonrası cihazın iade edilmediği,

  5. El koyma işleminin, cihazın sahibi veya zilyedinin mesleki faaliyetlerini veya günlük yaşamını ölçüsüz şekilde etkilediği,

  6. Avukat, hekim, gazeteci gibi sır saklama yükümlüsü meslek mensupları söz konusu ise, mesleki sırların korunmasına yönelik usul güvencelerine riayet edilmediği.

15. Delillerin Toplanması ve Muhafazası

İtiraz sürecinin etkin biçimde yürütülebilmesi için, el koyma işlemine ilişkin tüm belgelerin ve delillerin toplanması ve muhafaza edilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda:

  1. El koyma kararının veya yazılı emrin bir örneği,

  2. El koyma tutanağının bir örneği,

  3. El koyma işlemi sırasında hazır bulunan tanıkların kimlik ve iletişim bilgileri,

  4. El konulan cihazların marka, model, seri numarası ve diğer ayırt edici özelliklerine ilişkin bilgiler,

  5. Cihazlarda bulunan verilere ilişkin, soruşturma konusu suçla ilgisi olmayan kişisel veya mesleki verilerin niteliğine dair açıklamalar,

  6. Cihazların iş veya günlük yaşam için taşıdığı öneme ilişkin bilgi ve belgeler

toplanmalı ve itiraz dilekçesine eklenmelidir. CMK’nın 153. maddesi uyarınca müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleme ve belgelerden örnek alma yetkisine sahip olduğundan, bir avukatın hukuki yardımından yararlanılması halinde bu belgelere erişim daha kolay olacaktır.

Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkının Kapsamı

Elektronik cihazlara el konulması işlemi, ceza muhakemesinin bir parçası olduğundan, şüpheli veya sanık sıfatını taşıyan kişi CMK’nın 149. maddesi uyarınca müdafi yardımından yararlanma hakkına sahiptir. CMK’nın 150. maddesi uyarınca, belirli koşulların varlığı halinde zorunlu müdafilik hükümleri de uygulanabilir. Müdafi, el koyma işleminin hukuka uygunluğunu denetlemek, gerekli itirazları süresi içinde yapmak, el konulan cihazların iadesini talep etmek ve müvekkilinin haklarını etkin biçimde korumakla yükümlüdür.

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca avukat, işini kendisine verilen kanuni yetki çerçevesinde takip etmek ve sonuçlandırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, el koyma işlemine karşı itiraz sürecinin etkin biçimde yürütülmesini de kapsar. Avukat, müvekkilinin el konulan cihazlarının iadesi için gerekli tüm hukuki yollara başvurmak, süreleri takip etmek ve itiraz dilekçelerini mesleki özen yükümlülüğü çerçevesinde hazırlamak zorundadır.

Bilişim Hukuku ve Ceza Hukuku Alanında Uzman Avukat Seçiminin Önemi

Elektronik cihazlara el koyma işlemi, ceza hukuku ile bilişim hukukunun kesiştiği, teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren bir alandır. CMK’nın 134. maddesinin uygulanması, dijital delillerin hukuka uygunluğu, elektronik cihazlardaki verilerin kopyalanması ve incelenmesi usulü, şifreleme ve veri güvenliği gibi teknik konular, bu alanda uzmanlaşmış bir avukatın hukuki yardımını gerekli kılmaktadır. Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 38. maddesi uyarınca avukat, yeterli bilgi ve deneyime sahip olmadığı bir işi kabul etmemekle yükümlüdür. Bu nedenle, elektronik cihazlara el koyma konusunda deneyimli bir avukatın seçilmesi, itiraz sürecinin başarısı açısından kritik öneme sahiptir.

Avukat seçiminde, avukatın daha önce benzer davalarda elde ettiği sonuçlar, bilişim hukuku ve ceza hukuku alanındaki akademik çalışmaları, baro tarafından düzenlenen sertifika programlarına katılımı ve mesleki sicili gibi hususlar değerlendirilmelidir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca, baroya kayıtlı her avukat, avukatlık mesleğinin icrası için gerekli yeterliliğe sahip kabul edilirse de, elektronik cihazlara el koyma gibi özellik arz eden konularda uzmanlaşmış bir avukatın tercih edilmesi, müvekkilin menfaatine olacaktır.

Avukatlık Sözleşmesi ve Ücretlendirme

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 502. ve devamı maddeleri uyarınca avukatlık sözleşmesi, bir vekâlet sözleşmesi niteliğindedir. Avukatlık Kanunu’nun 163. maddesi uyarınca avukatlık ücreti, avukat ile müvekkil arasında serbestçe kararlaştırılır; ancak bu ücret, avukatın mesleki onurunu zedeleyecek veya avukatlık mesleğinin itibarını sarsacak nitelikte olamaz. Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi, avukatlık ücretinin alt sınırını belirlemektedir. Avukatlık sözleşmesinde; avukatın üstleneceği işin kapsamı, ödenecek ücretin miktarı veya hesaplanma yöntemi, masrafların nasıl karşılanacağı, sözleşmenin süresi ve sona erme koşulları açıkça belirtilmelidir. Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesi uyarınca, avukatlık ücretinin en az yüzde onu avukatlık sözleşmesinin imzalanması sırasında peşin olarak ödenebilir. Sözleşmenin yazılı olarak yapılması, olası uyuşmazlıkların önlenmesi açısından önem taşır.

Elektronik cihazlara el koyma işlemine karşı itiraz sürecinde avukatın sunacağı hizmetler; el koyma işleminin hukuka uygunluğunun incelenmesi, itiraz dilekçesinin hazırlanması, sulh ceza hâkimliğine başvuruda bulunulması, itirazın reddi halinde Anayasa Mahkemesi’ne ve AİHM’e başvuru süreçlerinin yürütülmesi, el konulan cihazların iadesi taleplerinin takibi ve gerektiğinde CMK’nın 141. maddesi uyarınca tazminat davası açılması gibi çok yönlü hukuki işlemleri kapsayabilir. Bu nedenle, avukatlık ücretinin belirlenmesinde, sunulacak hizmetlerin kapsamı ve davanın karmaşıklığı göz önünde bulundurulmalıdır.

Bulut Bilişim Sistemlerinde ve Uzak Sunucularda Bulunan Verilere El Koyma

Elektronik cihazlara el koyma işleminin güncel sorun alanlarından biri, verilerin fiziksel cihazda değil, bulut bilişim sistemlerinde veya uzak sunucularda saklandığı durumlardır. Bu tür durumlarda, CMK’nın 134. maddesi kapsamında fiziksel cihaza el koyma işlemi, bulutta saklanan verilere erişim için yeterli olmayabilir. CMK’nın 134. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir bellekler hakkında da aynı madde hükümleri uygulanır. Bu düzenleme, bulut bilişim sistemlerini de kapsamakla birlikte, yurt dışında bulunan sunuculara erişim, adli yardımlaşma prosedürlerini gerektirebilir. 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un ilgili hükümleri, internet ortamında işlenen suçlara ilişkin delillerin toplanması ve muhafazasına ilişkin düzenlemeler içermektedir. Ancak bu düzenleme, doğrudan delil toplama amaçlı el koyma işleminden farklıdır; daha çok içeriğin yayından çıkarılması veya erişimin engellenmesini konu alır.

Şifreleme ve Veri Güvenliği Engelleri Karşısında Hukuki Durum

CMK’nın 134. maddesinin 2. fıkrası, şifrenin çözülememesinden dolayı bilgisayara girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde cihazlara el konulmasını düzenlemektedir. Bu hüküm, şifreleme teknolojilerinin yaygınlaşması karşısında kolluk güçlerinin delil toplama ihtiyacı ile bireylerin veri güvenliği hakkı arasında bir denge kurmayı amaçlamaktadır. Şifrenin çözülememesi halinde el koyma süresinin ne kadar olacağı konusunda CMK’da açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, CMK’nın 134. maddesinin 2. fıkrası uyarınca şifrenin çözümü ve kopyalama işlemi tamamlandığında cihazların gecikme olmaksızın iade edilmesi gerektiği hükmü, el koyma işleminin geçici niteliğini vurgulamaktadır. Şüpheli veya sanığın şifreyi vermeye zorlanıp zorlanamayacağı konusu ise, susma hakkı ve kendini suçlamama hakkı (nemo tenetur se ipsum accusare) ile yakından ilgilidir. AİHM’in Funke v. Fransa (Başvuru No: 10828/84, 25 Şubat 1993) kararında, vergi denetimi sırasında hesap dökümlerinin sunulmasının zorunlu tutulması, AİHS’nin 6. maddesi kapsamında adil yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirilmiştir. AİHM’in J.B. v. İsviçre (Başvuru No: 31827/96, 3 Mayıs 2001) kararında, vergi kaçakçılığı soruşturmasında belgelerin sunulmaması nedeniyle verilen para cezası, susma hakkının ihlali olarak değerlendirilmiştir. Bu içtihatlar ışığında, şüpheli veya sanığın elektronik cihazlarına ait şifreyi vermeye zorlanması, susma hakkı ve kendini suçlamama ilkesi kapsamında değerlendirilmekte ve kural olarak hukuka aykırı kabul edilmektedir.

Tazminat Davası Açma İmkânı

Elektronik cihazlara hukuka aykırı olarak el konulması veya el koyma işleminin ölçüsüz biçimde uzun sürmesi halinde, CMK’nın 141. maddesi uyarınca tazminat davası açılabilir. CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi uyarınca, eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde el konulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan kişiler, uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmini için devletten talepte bulunabilirler. Aynı maddenin (i) bendi uyarınca, arama kararının hukuka aykırı olarak icra edilmesi halinde de tazminat talep edilebilir. CMK’nın 142. maddesi uyarınca, tazminat davası, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde açılabilir. CMK’nın 144. maddesi uyarınca, tazminata hükmedilmesi halinde, ödenen tazminat, koruma tedbiriyle ilgili olarak görevini kötüye kullanan kamu görevlilerine rücu edilir. Yargıtay’ın istikrar kazanmış uygulaması, hukuka aykırı el koyma nedeniyle uğranan maddi zararın yanı sıra, kişinin yaşadığı manevi zararın da tazminat kapsamında değerlendirilmesi gerektiği yönündedir.

Elektronik cihazlara el konulması işlemi, modern ceza muhakemesinin vazgeçilmez bir delil toplama aracı olmakla birlikte, bireylerin Anayasa ile güvence altına alınmış temel hak ve hürriyetlerine ağır bir müdahale teşkil etmektedir. 2709 sayılı Anayasa’nın 13., 20., 21. ve 22. maddeleri ile 5271 sayılı CMK’nın 123., 127. ve 134. maddeleri, bu müdahalenin sınırlarını çizmekte ve keyfi uygulamaları önlemeyi amaçlayan usul güvenceleri öngörmektedir. El konulan elektronik cihazlara karşı itiraz yolları, CMK’nın 127. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen sulh ceza hâkimliğine başvuru imkânı başta olmak üzere, CMK’nın 267. ve devamı maddelerinde düzenlenen genel itiraz usulü, Anayasa’nın 148. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru ve AİHS’nin 34. maddesi uyarınca AİHM’e başvuru olmak üzere çok katmanlı bir koruma sistemi oluşturmaktadır. Bu başvuru yollarının etkin biçimde kullanılabilmesi, el koyma tutanağının eksiksiz alınmasına, itiraz sürelerine riayet edilmesine, itiraz dilekçesinin gerekçeli ve dayanaklı olarak hazırlanmasına ve gerektiğinde bilişim hukuku alanında uzman bir avukatın hukuki yardımından yararlanılmasına bağlıdır.

Unutulmamalıdır ki, hukuk devletinde hiçbir koruma tedbiri sınırsız ve denetimsiz değildir. El koyma işleminin hukuka uygunluğunun yargısal denetimi, bireyin temel hak ve hürriyetlerinin korunmasının en önemli güvencesidir. Bu nedenle, elektronik cihazlarına el konulan her birey, yukarıda detaylı olarak açıklanan itiraz yollarını kullanarak haklarını aramalı ve hukuka aykırı el koyma işlemlerine karşı sessiz kalmamalıdır.

KAYNAKÇA

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (2709 sayılı Kanun), Resmi Gazete Tarihi: 09.11.1982, Sayı: 17863.

Ceza Muhakemesi Kanunu (5271 sayılı Kanun), Resmi Gazete Tarihi: 17.12.2004, Sayı: 25673.

Avukatlık Kanunu (1136 sayılı Kanun), Resmi Gazete Tarihi: 07.04.1969, Sayı: 13168.

Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun), Resmi Gazete Tarihi: 04.02.2011, Sayı: 27836.

İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun (5651 sayılı Kanun), Resmi Gazete Tarihi: 23.05.2007, Sayı: 26530.

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun (6216 sayılı Kanun), Resmi Gazete Tarihi: 03.04.2011, Sayı: 27894.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 4 Kasım 1950, Roma.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Wieser ve Bicos Beteiligungen GmbH v. Avusturya, Başvuru No: 74336/01, 16 Ekim 2007.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sérvulo & Associados – Sociedade de Advogados, RL ve Diğerleri v. Portekiz, Başvuru No: 27013/10, 3 Eylül 2015.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Funke v. Fransa, Başvuru No: 10828/84, 25 Şubat 1993.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, J.B. v. İsviçre, Başvuru No: 31827/96, 3 Mayıs 2001.

Kunter, Nurullah / Yenisey, Feridun / Nuhoğlu, Ayşe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, İstanbul, 2021.

Centel, Nur / Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, İstanbul, 2022.

Özbek, Veli Özer / Doğan, Koray / Bacaksız, Pınar, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2023.

Değirmenci, Olgun, Ceza Muhakemesinde Dijital Deliller, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2018.

Karadağ, Nasuh Buğra, Dijitalleşme Çağında Hukuk: Yeni Teknolojilerin Hukuk Sistemlerine Etkileri, Seçkin Yayınevi, Ankara, Nisan 2024.

Bilgilendirme Notu

Bu yazı, yasal haklarınızı öğrenmeniz ve bilinçlenmeniz amacıyla, sosyal sorumluluk bilinciyle ve toplumsal fayda gözetilerek hazırlanmıştır. Yazının iş elde etme amacı bulunmamaktadır. Ancak, okuduğunuz yazıyla ilgili herhangi bir hukuki sorununuz veya sorularınız varsa, aşağıdaki iletişim bilgilerimizden ya da İletişim Sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

Gizlilik

Avukatlık mesleğinin en önemli etik ilkelerinden biri gizlilik olup, hukuk büromuz; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile belirlenen gizlilik ve sır saklama ilkesini büyük bir özen ve hassasiyet göstererek uygulamaktadır. Bununla beraber ofisimiz, müvekkillere ait bilgi, belge ve verileri sır tutma yükümlülüğü ve veri sorumluluğu kapsamında gizli tutmakta, üçüncü kişilerle ve kurumlarla hiçbir durumda ve hiçbir şekilde paylaşmamaktadır. Bu bağlamda ofisimiz, dava dosyaları ile ilgili sır saklama yükümlülüğüne uyulacağını yazılı olarak da ilke edinmiştir.

Bu makale, Ankara Barosu’na kayıtlı Avukat Nasuh Buğra Karadağ tarafından, yalnızca bilgilendirme amacıyla kaleme alınmıştır. Avukat Nasuh Buğra Karadağ, Ceza Hukuku ve Bilişim Hukuku alanlarında uzmanlaşmış olup, Türkiye Barolar Birliği sicil numarası 166589 ve Ankara Barosu sicil numarası 36075 ile kayıtlıdır. Yayınlanmış eserleri arasında, Seçkin Yayınevi tarafından Nisan 2024’te yayımlanan Dijitalleşme Çağında Hukuk: Yeni Teknolojilerin Hukuk Sistemlerine Etkileri adlı kitabı ile yabancılara Türk hukuk sistemini temel düzeyde anlatmak amacıyla hazırladığı ücretsiz e‑kitaplar Turkish Civil Law Handbook for ForeignersTurkish Criminal Law Handbook for Foreigners ve Turkish Business Law Handbook for Foreigners yer almaktadır. Hukuki hizmetlerinin resmiyetini ve yetkinliğini teyit etmek isteyen kişiler, Türkiye Barolar Birliği’nin resmi web sitesi (www.barobirlik.org.tr) veya Ankara Barosu’nun çevrim içi platformları aracılığıyla doğrulama yapabilirler. Bu makalenin tüm hakları Av. Nasuh Buğra Karadağ’a aittir. İzinsiz kopyalanması, başka bir sitede yayınlanması veya herhangi bir şekilde çoğaltılması halinde, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca maddi ve manevi tazminat davası başta olmak üzere tüm yasal haklarımız saklıdır. Makale içeriğindeki bilgiler hukuki danışmanlık niteliği taşımaz, güncel mevzuat ve içtihat değişiklikleri için mutlaka bir avukata danışınız.

Değerlendirmeler

Av. Nasuh Buğra Karadağ

Nasuh Buğra Karadağ bir vakıf üniversitesinde burslu olarak hukuk eğitimini tamamlamış ve ardından Ankara’da, avukatlık ve yasal danışmanlık hizmeti vermeye başlamıştır. Belirli bir süredir, Ankara merkezli olarak kendi hukuk bürosunda yerli ve yabancı, bireysel ve kurumsal müvekkillerine avukatlık ve yasal danışmanlık hizmeti vermektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Translate »
Danışma Hattı