Tutuklanırsam Haklarım Nelerdir?
Ceza Avukatlığında Mesleki Standartlar ve Etik Kurallar
Google CSAM Raporu

Ceza Avukatlığında Mesleki Standartlar ve Etik Kurallar

Kıdemli Avukat
Avukat691 yazı

Av. Nasuh Buğra Karadağ Ankara Barosu’na bağlı olarak faaliyet göstermekte olup Türkiye Barolar Birliği sicil numarası 166589 ve Ankara Barosu sicil numarası 36…

Ceza Avukatlığında Mesleki Standartlar ve Etik Kurallar

Ceza avukatlığı, hukuk devletinin en temel yapı taşlarından birini teşkil etmektedir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde ifadesini bulan “hukuk devleti” ilkesi, bireyin temel hak ve hürriyetlerinin devlet organları karşısında korunmasını zorunlu kılar. Bu korumanın en somut tezahürlerinden biri, Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı organları önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olmasıdır. Ceza muhakemesi sürecinde bu hakkın kullanımı, büyük ölçüde ceza avukatının mesleki bilgi, beceri ve etik duyarlılığına emanet edilmiştir. Zira 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir. Aynı Kanun’un 2. maddesine göre avukatlığın amacı, hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını, bağımsız savunmayı serbestçe temsil ederek sağlamaktır. Bu hüküm, ceza avukatının yalnızca müvekkilinin menfaatlerini koruyan bir temsilci değil, aynı zamanda adalet mekanizmasının vazgeçilmez bir unsuru olduğunu ortaya koymaktadır.

Ceza avukatının bu çift yönlü işlevi, mesleki standartların ve etik kuralların önemini daha da artırmaktadır. Avukat bir yandan müvekkiline karşı sadakat borcu altındayken, diğer yandan mahkemeye ve adaletin gerçekleşmesine karşı ödevler taşımaktadır. Bu iki ödev arasındaki hassas denge, meslek etiğinin temel problematiğini oluşturur. 1136 sayılı Kanun’un 34. maddesi uyarınca avukatlar, Türkiye Barolar Birliği tarafından düzenlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler. Bu kurallar, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları olarak 1971 yılında kabul edilmiş ve zaman içinde geliştirilerek bugünkü halini almıştır. Avrupa Birliği düzeyinde ise, Avrupa Birliği Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi (CCBE) tarafından kabul edilen Avukatlık Meslek Etiği Kuralları, üye devletlerdeki avukatların uyması gereken asgari standartları belirlemektedir. Türkiye Barolar Birliği de CCBE üyesi olarak bu kuralları iç hukukumuza adapte etme yükümlülüğü altındadır. Bu bağlamda, ceza avukatlığında mesleki standartlar ve etik kurallar, ulusal ve uluslararası mevzuatın yanı sıra Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla da sürekli olarak yorumlanmakta ve geliştirilmektedir. Bu çalışmada, ceza avukatlığının mesleki standartları ve etik kuralları; şüpheli ve sanık müdafiliği, katılan vekilliği, zorunlu müdafilik kurumu, müvekkil-avukat ilişkisi, savcılar ve mahkemelerle iletişim ile kolluk soruşturması, savcılık soruşturması ve kovuşturma aşamalarındaki hukuki temsil boyutlarıyla ele alınacak ve her bir başlık, yürürlükteki mevzuat hükümlerine, yargı kararlarına ve doktrindeki görüşlere atıfla detaylandırılacaktır.

1. Meslek Etiğinin Anayasal ve Yasal Dayanakları

Avukatlık mesleğinin etik çerçevesi, hiyerarşik olarak Anayasa’dan başlayan, kanunlarla detaylandırılan ve meslek kurallarıyla somutlaştırılan çok katmanlı bir normatif yapı arz etmektedir. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesiyle paralel bir koruma sağlamaktadır. AİHS’nin 6/3-c maddesi uyarınca, bir suç isnadıyla karşılaşan herkesin kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak, eğer müdafi tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülüyorsa, re’sen tayin edilecek bir avukatın hizmetinden ücretsiz yararlanabilmek hakkı bulunmaktadır. Bu hüküm, müdafi yardımından yararlanma hakkının uluslararası düzeyde tanınan temel bir güvence olduğunu göstermektedir. İç hukukumuzda ise 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, avukatlık mesleğinin icrasına ilişkin temel esasları düzenlemektedir. Kanunun 1. maddesinde avukatlığın kamu hizmeti ve serbest meslek niteliği vurgulanmış, 2. maddesinde ise avukatlığın amacı adalet ve hakkaniyete uygun çözüm sağlamak olarak belirlenmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 149. maddesi uyarınca şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabilir. Aynı maddenin ikinci fıkrası, müdafiin soruşturma evresinde ifade almada hazır bulunabileceğini; üçüncü fıkrası ise müdafiin, şüpheli veya sanıkla her zaman ve her yerde, herhangi bir merciin izni olmaksızın görüşme hakkına sahip olduğunu düzenlemektedir. Müdafiin dosyayı inceleme ve örnek alma yetkisi ise CMK’nın 153. maddesinde ayrıca düzenlenmiştir. CMK’nın 150. maddesi ise zorunlu müdafilik kurumunu ihdas ederek, müdafi yardımından yararlanma hakkını yalnızca şüpheli veya sanığın talebine bağlı olmaktan çıkarmış, belirli durumlarda devletin resen müdafi atamasını zorunlu kılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Salduz v. Türkiye (Büyük Daire, 27 Kasım 2008, Başvuru No: 36391/02) kararı, müdafi yardımından yararlanma hakkının kapsamı ve sınırları bakımından milat niteliği taşımaktadır. Bu kararda AİHM, AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının, kural olarak şüphelinin polis tarafından ilk sorgulandığı andan itibaren avukat yardımından yararlanma hakkını içerdiğini, bu haktan feragatin ancak açık ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde olması gerektiğini, aksi takdirde adil yargılanma hakkının ihlal edilmiş sayılacağını hükme bağlamıştır. Bu karar, 5271 sayılı CMK’nın 148. maddesinde yapılan değişikliklerin de temelini oluşturmuş ve müdafiin kolluk aşamasındaki rolünün hukuki zeminini güçlendirmiştir.

2 Sadakat Yükümlülüğü ve Sır Saklama Ödevi

Avukatlık mesleğinin temel etik ilkelerinden biri, avukatın müvekkiline karşı duyduğu sadakat yükümlülüğüdür. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesi uyarınca avukat, işini kendisine verdiği kanuni yetki çerçevesinde ve bu yetkinin kapsadığı bütün işleri takip etmek ve sonuçlandırmakla yükümlüdür. Bu hüküm, sadakat yükümlülüğünün yasal temelini oluşturmaktadır. Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 4. maddesi ise, avukatın mesleğinin itibarını zedeleyecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınması gerektiğini düzenlemektedir. Sadakat yükümlülüğü, avukatın müvekkilinin menfaatlerini her türlü şahsi menfaatinin üzerinde tutmasını, müvekkilinin talimatları doğrultusunda ancak hukuka uygun sınırlar içinde hareket etmesini, müvekkilinin işini gereken özen ve çaba ile takip etmesini zorunlu kılar. Sadakat yükümlülüğünün bir uzantısı olan sır saklama ödevi, 1136 sayılı Kanun’un 36. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Bu maddeye göre avukatlar, avukatlık mesleki faaliyeti dolayısıyla öğrendikleri sırları, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 46. maddesi uyarınca tanıklıktan çekinme hakları saklı kalmak kaydıyla açıklayamazlar. Avukatın sır saklama yükümlülüğü, müvekkil-avukat ilişkisinin güven temelini oluşturur ve müvekkilin avukatına karşı tam bir açıklıkla bilgi vermesini sağlar. Bu olmaksızın etkin bir savunma yapılması mümkün değildir. Sır saklama yükümlülüğü, avukatlık ilişkisinin sona ermesinden sonra da devam eder ve süresizdir. Meslek Kuralları’nın 40. maddesi uyarınca avukat, müvekkilinin rızası olmaksızın, savunma için gerekli olanlar dışında, mesleki faaliyeti sırasında öğrendiği hususları açıklayamaz. CMK’nın 46. maddesi ise, avukatların müdafilik veya vekillik sıfatıyla öğrendikleri bilgiler hakkında tanıklıktan çekinebileceklerini düzenlemektedir. Bu hüküm, sır saklama yükümlülüğünü ceza muhakemesi bağlamında da korumaktadır.

Avukatın sır saklama yükümlülüğü mutlak olmayıp, müvekkilin rızası, avukatın kendisini savunması zorunluluğu ve kanundan doğan istisnalar bu yükümlülüğü sınırlayabilir. Ancak bu istisnaların dar yorumlanması gerektiği, aksi halde müvekkil-avukat güven ilişkisinin telafisi imkansız zararlar görebileceği doktrinde ve uygulamada kabul edilmektedir.

3. Bağımsızlık İlkesi ve Mesleki Özen Yükümlülüğü

Avukatın bağımsızlığı, savunma hakkının etkin kullanımının ön koşuludur. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesi uyarınca avukatlar, mesleklerini yerine getirirken bağımsızdırlar ve yalnızca hukuka ve vicdani kanaatlerine göre hareket ederler. Avrupa Birliği Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi (CCBE) Avukatlık Meslek Etiği Kuralları’nın 2.1. maddesi de avukatın her türlü dış etkiden, özellikle şahsi menfaatlerinden ve başkalarının haksız baskılarından bağımsız olması gerektiğini düzenlemektedir. Ceza avukatı, savcılık makamından, mahkemeden, medyadan veya kamuoyundan gelebilecek baskılara karşı bağımsızlığını korumak zorundadır. Bağımsızlık ilkesi, avukatın müvekkilinden dahi bağımsız olmasını gerektirir; avukat, müvekkilinin hukuka aykırı taleplerini yerine getiremez, yalan tanıklık yapmasını teşvik edemez veya delil karartmasına yardım edemez. Bu husus, Meslek Kuralları’nın 5. maddesinde, avukatın hukuka aykırı işlerde ortaklık edemeyeceği şeklinde düzenlenmiştir. Mesleki özen yükümlülüğü, bağımsızlık ve sadakat ilkeleriyle birlikte avukatlık etiğinin sacayağını oluşturur. Türk Borçlar Kanunu’nun 506. maddesi uyarınca vekil, vekâlet verenin kendisine yüklediği işi sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Avukatlık sözleşmesi de bir vekâlet sözleşmesi olarak nitelendirildiğinden, bu özen borcu avukatlar için de geçerlidir. Meslek Kuralları’nın 3. maddesi uyarınca avukat, üzerine aldığı işi kanun hükümlerine ve mesleki kurallara uygun olarak, tam bir dikkat ve özenle yürütmek zorundadır. Mesleki özen yükümlülüğü, avukatın hukuki bilgi ve becerilerini sürekli olarak güncel tutmasını, müvekkilinin işini gereken hız ve dikkatle takip etmesini, süreleri kaçırmamasını, delilleri zamanında toplamasını ve etkili bir savunma stratejisi geliştirmesini zorunlu kılar.

Avukatın mesleki özen yükümlülüğünün ihlali halinde tazminat sorumluluğunun doğacağı, bu yükümlülüğün kapsamının belirlenmesinde avukatın uzmanlık alanı, somut olayın özellikleri ve mesleğin gerektirdiği ortalama bilgi düzeyi kriterlerinin esas alınacağı, yerleşik Yargıtay içtihatlarıyla kabul edilmiş durumdadır.

4. Çıkar Çatışmasından Kaçınma Yükümlülüğü

Çıkar çatışmasından kaçınma yükümlülüğü, sadakat borcunun doğal bir sonucu olarak avukatlık etiğinin en hassas alanlarından birini oluşturur. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 38. maddesinin (a) bendi uyarınca avukat, aynı işte menfaatleri çatışan iki tarafın birden vekâletini alamaz. Meslek Kuralları’nın 34. maddesi de bu yasağı tekrar etmekte ve detaylandırmaktadır. Ceza muhakemesi bağlamında çıkar çatışması, özellikle birden çok şüpheli veya sanığın aynı avukat tarafından temsil edildiği durumlarda gündeme gelmektedir. CMK’nın 152. maddesi uyarınca, menfaatleri çatışan birden fazla şüpheli veya sanığın savunması aynı müdafiye verilemez. Bu hüküm emredici nitelikte olup, tarafların rızasıyla dahi bertaraf edilemez. Çıkar çatışmasının tespiti, her somut olayın özelliklerine göre yapılması gereken hassas bir değerlendirmeyi gerektirir. Şüphelilerden birinin diğerini suçlaması, aralarında menfaat zıtlığı bulunması, birinin savunmasının diğerinin aleyhine sonuç doğurabilecek olması gibi durumlar çıkar çatışmasının varlığını gösterir. CCBE Avukatlık Meslek Etiği Kuralları’nın 3.2.1. maddesi, avukatın aynı davada veya birbiriyle bağlantılı davalarda menfaatleri çatışan müvekkilleri temsil edemeyeceğini düzenlemektedir. Avukat, çıkar çatışmasının ortaya çıkması halinde durumu derhal müvekkillerine bildirmek ve vekillikten çekilmek zorundadır. Aksi takdirde disiplin sorumluluğu doğar ve avukatın eylemleri Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca suç teşkil edebilir.

5. Müdafiliğin Hukuki Niteliği ve Kapsamı

Ceza muhakemesinde müdafilik, şüpheli veya sanığın savunma hakkını etkin biçimde kullanabilmesini sağlayan, anayasal güvencelerle donatılmış bir hukuki temsil kurumudur. CMK’nın 2. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca müdafi, şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı ifade eder. Müdafiin hukuki statüsü, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden olan silahların eşitliği ve çelişmeli muhakeme ilkelerinin bir gereğidir. Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararlarında vurgulandığı üzere, müdafi yardımından yararlanma hakkı, adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biridir ve bu hakkın etkin biçimde kullanılmasının sağlanması devletin pozitif yükümlülükleri arasındadır. Müdafiin yetkileri, CMK’nın çeşitli maddelerinde düzenlenmiştir. CMK’nın 149. maddesi uyarınca müdafi, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma ve sorguda hazır bulunma yetkisine sahiptir. CMK’nın 153. maddesi uyarınca müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini alabilir. Ancak bu yetki, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek olması halinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkiminin kararıyla kısıtlanabilir. CMK’nın 153/2. maddesi uyarınca, müdafiin dosya içeriğini inceleme yetkisinin kısıtlanması halinde, yakalama ve tutuklama gibi koruma tedbirlerine ilişkin evrakı inceleme yetkisi kısıtlanamaz. Bu hüküm, savunma hakkının etkin kullanımını sağlamaya yönelik önemli bir güvencedir.

Müdafiin dosyayı inceleme yetkisine getirilen kısıtlamaların hukuka uygunluğu, AİHM’in Özcan Çolak v. Türkiye (11 Mayıs 2010, Başvuru No: 30292/03) kararında detaylı olarak incelenmiştir. Bu kararda AİHM, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasının, ancak istisnai hallerde ve zorunlu olduğu ölçüde mümkün olabileceğini, kısıtlamanın gerekçelerinin somut olayın özelliklerine dayanması gerektiğini, soyut ve genel gerekçelerle dosyaya erişimin engellenmesinin adil yargılanma hakkının ihlali anlamına geleceğini hükme bağlamıştır.

6. Müdafiin Hazırlık ve Araştırma Yükümlülüğü

Ceza muhakemesinde etkin bir savunma, müdafiin gerekli araştırmaları yapmasına ve delil toplamasına bağlıdır. CMK’nın 150. maddesi ile getirilen zorunlu müdafilik sistemi, müdafiin yalnızca şeklen atanmasını değil, aynı zamanda etkin bir hukuki yardım sağlamasını da gerektirir. AİHM’in Daud v. Portekiz (21 Nisan 1998, Başvuru No: 22600/93) kararında belirtildiği üzere, taraf devletlerin müdafi atama yükümlülüğü, atanan müdafiin savunmayı etkin biçimde yürütmesini sağlama yükümlülüğünü de içerir. Salt şeklen bir müdafi atanması, AİHS’nin 6/3-c maddesinde düzenlenen hakkın ihlali anlamına gelir. Müdafi, müvekkilinin lehine olabilecek delilleri toplamak için CMK’nın 177. maddesi uyarınca tanık çağırabilir. CMK’nın 178. maddesi uyarınca, mahkeme başkanı veya hâkim, sanık veya müdafiin hazır bulundurduğu tanığı duruşmada dinlemekle yükümlüdür; ancak tanığın dinlenmesinin davayı uzatmak amacıyla talep edildiğinin anlaşılması halinde bu talep reddedilebilir. Müdafi ayrıca, CMK’nın 67. maddesi uyarınca bilirkişi atanmasını talep edebilir ve CMK’nın 67. maddesinin 6. fıkrası uyarınca uzman mütalaa sunabilir. CMK’nın 66. maddesi uyarınca, müdafi, bilirkişinin reddini isteyebilir ve bilirkişi raporuna karşı itirazlarını mahkemeye sunabilir.

Müdafiin araştırma yükümlülüğü, yalnızca delil toplamakla sınırlı olmayıp, hukuki araştırma yapmayı da kapsar. Müdafi, müvekkilinin savunmasını etkileyebilecek mevzuat değişikliklerini, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarını takip etmek, AİHM içtihatlarındaki gelişmeleri izlemek ve bunları müvekkilinin savunmasında etkin biçimde kullanmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, mesleki özen borcunun doğal bir sonucudur ve yerine getirilmemesi halinde avukatın hukuki sorumluluğu gündeme gelebilir.

7. Müdafiin İfade Alma ve Sorgu Sırasındaki Rolü

Ceza muhakemesinin en kritik aşamalarından biri, şüpheli veya sanığın ifadesinin alınması ve sorgusunun yapılmasıdır. CMK’nın 147. maddesi uyarınca, ifadesi alınacak veya sorgusu yapılacak şüpheli veya sanığa, müdafi seçme hakkının bulunduğu ve müdafiin ifade alma veya sorguda hazır bulunabileceği bildirilir. CMK’nın 148. maddesi uyarınca, şüpheli veya sanığın ifadesi özgür iradesine dayanmalıdır; yasak sorgu yöntemleriyle elde edilen ifadeler, rıza ile verilmiş olsa bile delil olarak değerlendirilemez. Müdafiin ifade alma sırasındaki varlığı, bu yasak yöntemlerin uygulanmasını engelleyen en önemli güvencelerden biridir. CMK’nın 149. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, müdafi ifade alma sırasında hazır bulunabilir ve şüpheliye hukuki yardımda bulunabilir. Müdafi, ifade alma işleminin hukuka uygunluğunu denetler, müvekkilinin haklarını hatırlatır, soruların hukuka aykırı olması halinde itiraz eder ve gerekli gördüğünde müvekkiline susma hakkını kullanmasını tavsiye eder. CMK’nın 147. maddesi uyarınca şüpheli veya sanığa susma hakkının bulunduğunun bildirilmesi zorunludur ve bu bildirimin yapılmaması, ifadenin hukuka aykırı delil niteliği kazanmasına yol açar.

AİHM’in Salduz kararında belirttiği üzere, müdafi yardımından yararlanma hakkı, özellikle polis sorgusu sırasında büyük önem taşır. Bu aşamada müdafiin hazır bulunmaması, şüphelinin kendisini suçlayıcı beyanlarda bulunmasına veya susma hakkı gibi temel haklarından haberdar olmamasına yol açabilir. AİHM, bu tür durumlarda adil yargılanma hakkının ihlal edilmiş sayılacağını, sonradan yapılan yargılamanın bu ihlali telafi edemeyeceğini karara bağlamıştır. Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuru kararlarında, müdafi yardımından yararlanma hakkının kısıtlanmasının adil yargılanma hakkının ihlali olduğu sonucuna varmış ve Salduz içtihadını benimsemiştir.

8. Katılan Vekilliğinin Hukuki Dayanakları ve Kapsamı

Ceza muhakemesinde yalnızca şüpheli veya sanığın değil, suçtan zarar gören mağdurun da hukuki temsile ihtiyacı bulunmaktadır. CMK’nın 234. maddesi uyarınca mağdur ile şikayetçi, soruşturma evresinde delil toplanmasını isteyebilir, soruşturmanın gizlilik ve amacını bozmamak koşuluyla Cumhuriyet savcısından belge örneği alabilir, vekili aracılığıyla soruşturma işlemlerine katılabilir. Aynı maddenin kovuşturma evresine ilişkin düzenlemesine göre mağdur, duruşmadan haberdar edilme, kamu davasına katılma, tutanak ve belgelerden örnek alma, tanık dinlenmesini isteme ve vekili aracılığıyla duruşmalara katılma haklarına sahiptir. CMK’nın 237. maddesi uyarınca, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, kamu davasının açılmasından sonra ancak hüküm verilinceye kadar davaya katılabilirler. Katılan sıfatını alan mağdur, CMK’nın 238. maddesinde belirtilen usule uygun olarak davaya katıldıktan sonra, CMK’nın 242. maddesi uyarınca, katılan sıfatıyla kanun yollarına başvurma hakkını elde eder. Katılan vekili, bu aşamada mağdurun taleplerini mahkemeye iletmek, delil toplanmasını sağlamak, sanığın cezalandırılmasını talep etmek ve hükmü kanun yollarında denetletmek gibi önemli yetkilere sahiptir.

Katılan vekilliği, özellikle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102. ve devamı maddelerinde düzenlenen cinsel suçlar, aynı Kanun’un 86. ve devamı maddelerinde düzenlenen kasten yaralama suçları ile aile içi şiddet vakalarında büyük önem taşımaktadır. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 20. maddesi uyarınca, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişiler, Bakanlık bütçesinden karşılanmak üzere baro tarafından kendilerine vekil tayin edilmesini talep edebilirler. Bu düzenleme, mağdurların hukuki yardıma erişimini kolaylaştırmakta ve ceza avukatının katılan vekili olarak üstlendiği rolün toplumsal önemini artırmaktadır.

9. Katılan Vekilinin Etik Yükümlülükleri ve Özen Borcu

Katılan vekili olarak görev yapan ceza avukatı, tıpkı müdafilikte olduğu gibi sadakat, sır saklama, bağımsızlık ve mesleki özen yükümlülüklerine tabidir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 34. ve 36. maddeleri, katılan vekili için de aynen geçerlidir. Katılan vekili, müvekkilinin taleplerini mahkemeye iletirken mesleki bağımsızlığını korumak, hukuka aykırı talepleri yerine getirmemek ve muhakemenin dürüstlüğünü zedeleyici davranışlardan kaçınmak zorundadır. Meslek Kuralları’nın 12. maddesi uyarınca avukat, mahkemeye karşı saygılı davranmak ve gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcı olmakla yükümlüdür. Katılan vekili, sanığın cezalandırılmasını talep ederken dahi bu yükümlülüğünü unutmamalı, mahkemeyi yanıltıcı beyanlardan kaçınmalı ve gerçeğin ortaya çıkmasını engelleyici davranışlarda bulunmamalıdır. Bu, katılan vekilliğinin etik sınırlarını belirleyen temel ilkedir. Katılan vekilinin özen borcu, mağdurun zararlarının tazmini ve manevi tatmini için gerekli tüm hukuki yollara başvurmayı gerektirir. CMK’nın 358. maddesi uyarınca mağdur veya şikâyetçi, kamu davası açıldıktan sonra şahsi haklarını ileri sürmek üzere hukuk mahkemesinde dava açabilir; ceza mahkemesinde bu hususta bir talepte bulunamaz. Vekil, müvekkilinin menfaatine en uygun olan yolu seçmek ve bu yolu etkin biçimde takip etmekle yükümlüdür.

Mağdurun psikolojik durumu, katılan vekilinin etik sorumluluğunu artıran bir unsurdur. Özellikle cinsel suç mağdurları, aile içi şiddet mağdurları ve çocuk mağdurlar söz konusu olduğunda, avukatın müvekkiline karşı empatiyle yaklaşması, onun hassasiyetlerini anlaması ve yargılama sürecinin yaratabileceği ikincil travmayı en aza indirecek şekilde hareket etmesi gerekmektedir. CMK’nın 236. maddesi uyarınca mağdur çocukların ve işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş olan diğer mağdurların tanık olarak dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişi bulundurulabilir. Katılan vekili, bu tür usuli güvencelerin uygulanmasını talep etmek ve müvekkilinin yargılama sürecinde korunmasını sağlamakla görevlidir.

10. Katılan Vekilinin Delil Toplama ve Hukuki Başvuru Yetkileri

Katılan vekili, müvekkilinin haklarını etkin biçimde koruyabilmek için CMK’nın sağladığı yetkileri kullanmalıdır. CMK’nın 234. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca mağdur, soruşturma evresinde delil toplanmasını isteyebilir. Katılan vekili, bu talep yetkisini müvekkili adına kullanarak, soruşturmanın genişletilmesini, yeni tanıkların dinlenmesini, bilirkişi incelemesi yapılmasını ve gerekli görülen diğer delillerin toplanmasını talep edebilir. CMK’nın 160. maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlamakla yükümlüdür. Katılan vekili, bu araştırma yükümlülüğünün etkin biçimde yerine getirilmesini sağlamak için Cumhuriyet savcılığı nezdinde girişimlerde bulunabilir.

Kovuşturma aşamasında katılan vekili, CMK’nın 201. maddesi uyarınca sanığa, tanıklara ve bilirkişilere doğrudan soru yöneltebilir. CMK’nın 178. maddesi uyarınca tanık çağırabilir. CMK’nın 242. maddesi uyarınca katılan, kendi istemiyle davaya katılmış olmasa dahi, sanığın beraatine veya verilen hükmün katılanın haklarını ihlal eder nitelikte olması halinde kanun yollarına başvurabilir. Katılan vekili, bu yetkileri kullanırken mesleki özen yükümlülüğü çerçevesinde hareket etmeli, gereksiz taleplerle yargılamayı uzatmaktan kaçınmalı ve yalnızca müvekkilinin menfaatlerini korumaya yönelik, hukuka uygun talepler ileri sürmelidir.

11. Zorunlu Müdafiliğin Yasal Çerçevesi ve Kapsamı

Ceza muhakemesinde savunma hakkının etkin kullanımını sağlamaya yönelik en önemli kurumlardan biri zorunlu müdafiliktir. CMK’nın 150. maddesi uyarınca, şüpheli veya sanığın müdafi seçme imkânı bulunmaması halinde, talebi aranmaksızın kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir. Aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, şüpheli veya sanık müdafi seçmediği takdirde kendisine re’sen müdafi atanır. CMK’nın 150. maddesinin 3. fıkrası ise, zorunlu müdafiliğin geçerli olduğu diğer halleri düzenlemektedir: Şüpheli veya sanığın on sekiz yaşını doldurmamış olması, sağır veya dilsiz olması ya da kendisini savunamayacak derecede malul bulunması halinde, talebi aranmaksızın müdafi görevlendirilir. Ayrıca, CMK’nın 101. maddesi uyarınca tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen şüpheliye de müdafi atanması zorunludur.

Zorunlu müdafilik kurumunun amacı, maddi olanaksızlık içinde bulunan veya kendisini etkin biçimde savunamayacak durumda olan kişilerin adil yargılanma hakkını güvence altına almaktır. Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararlarında belirtildiği üzere, zorunlu müdafilik, savunma hakkının yalnızca şeklen değil, etkin biçimde kullanılmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Bu nedenle, zorunlu müdafiin atanmış olması yeterli olmayıp, atanan müdafiin savunmayı etkin biçimde yürütmesi de gerekmektedir. AİHM’in Daud kararında altını çizdiği bu husus, Türk hukukunda da kabul görmüştür. CMK’nın 151. maddesi uyarınca, zorunlu müdafilik durumunda müdafiin görevi, şüpheli veya sanığın kendisinin seçeceği bir müdafii olması veya müdafi seçebilecek duruma gelmesi halinde sona erer. Müdafiin istifa etmesi veya görevden çekilmesi halinde, yerine yeniden müdafi görevlendirilir. 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 13. maddesi uyarınca, zorunlu müdafi ücretleri Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır.

12. Zorunlu Müdafiin Etik Sorumlulukları ve Sorunlar

Zorunlu müdafi olarak görev yapan ceza avukatının etik sorumlulukları, iradi müdafilikten farklılık arz etmez. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 37. maddesi uyarınca avukat, kabul ettiği işi kendisine verilen kanuni yetki çerçevesinde takip etmek ve sonuçlandırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, zorunlu müdafilik görevini de kapsar. Zorunlu müdafi, müvekkili ile arasında doğrudan bir ücret ilişkisi bulunmamasına rağmen, sadakat, özen ve sır saklama yükümlülüklerine tam olarak uymak zorundadır.

Uygulamada zorunlu müdafilikle ilgili en önemli etik sorun, müdafiin savunmayı gereken özenle yapmaması, dosyayı yeterince incelememesi, duruşmalara hazırlıksız katılması ve müvekkili ile yeterli iletişim kurmamasıdır. Yargıtay’ın yerleşik içtihadı uyarınca, zorunlu müdafiin duruşmada esaslı bir savunma yapmaksızın yalnızca soyut beyanlarda bulunması, savunma hakkının ihlali anlamına gelmekte ve bu durum bozma sebebi teşkil etmektedir. Aynı şekilde, zorunlu müdafiin görevini gereği gibi yerine getirmemesi, adil yargılanma hakkının ihlaline yol açmaktadır. Türkiye Barolar Birliği’nin CMK Müdafi Görevlendirme Yönetmeliği’nin 18. maddesi uyarınca, görevlendirilen müdafi, işi gereken özen ve çabayla takip etmek, müvekkili ile görüşmek, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmakla yükümlüdür. Aynı Yönetmeliğin 22. maddesi ise, görevini gereği gibi yerine getirmeyen müdafi hakkında disiplin soruşturması açılabileceğini düzenlemektedir. Bu düzenlemeler, zorunlu müdafilik hizmetinin kalitesini artırmayı amaçlamaktadır.

13. Zorunlu Müdafilik Ücretinin Hukuki Niteliği ve Sorunlar

Zorunlu müdafilik sisteminin sürdürülebilirliği, müdafi ücretlerinin yeterliliği ve ödenme usulü ile yakından ilgilidir. 5320 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca, CMK gereğince barolar tarafından görevlendirilen müdafi ve vekillerin ücretleri, Adalet Bakanlığı bütçesine konulan ödenekten karşılanır. CMK Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Ödenecek Ücret Tarifesi, her yıl Adalet Bakanlığı tarafından belirlenmektedir. Ancak bu ücretlerin, serbest avukatlık ücretlerine kıyasla oldukça düşük kalması, uygulamada nitelikli avukatların zorunlu müdafilik görevini üstlenmekten kaçınmasına yol açabilmektedir. Bu durum, zorunlu müdafilik hizmetinin kalitesini düşürmekte ve adil yargılanma hakkını tehlikeye atmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararlarında, zorunlu müdafi ücretinin yargılama giderleri arasında sayılarak sanığa yükletilmesinin, müdafi yardımından yararlanma hakkını anlamsız kılabileceği ve bu durumun adil yargılanma hakkının ihlali olabileceği hükme bağlanmıştır. CMK’nın 324. maddesi uyarınca yargılama giderleri, hükmün kesinleşmesi halinde sanığa yükletilir. Ancak CMK’nın 325. maddesi uyarınca, zorunlu müdafi ücretleri, sanığın mahkumiyeti halinde dahi, sanığın ödeme gücünün bulunmaması halinde tahsil edilemez ve bu durumda ilgili ücretler hazine üzerinde bırakılır. Bu düzenleme, ekonomik engellerin savunma hakkının kullanımını sınırlamasını önlemeyi amaçlamaktadır.

14. Müvekkil-Avukat İlişkisinin Hukuki Niteliği ve Güven Unsuru

Müvekkil ile ceza avukatı arasındaki ilişki, hukuki niteliği itibarıyla bir vekâlet sözleşmesine dayanır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 502. maddesi uyarınca vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Ceza muhakemesinde müdafilik ilişkisi, müvekkil ile avukat arasında imzalanan vekâletname ile kurulur ve bu ilişki, karşılıklı güven esasına dayanır. Türk Borçlar Kanunu’nun 512. maddesi uyarınca taraflardan her biri, vekâlet ilişkisini her zaman tek taraflı olarak sona erdirebilir. Bu düzenleme, müvekkil-avukat ilişkisinin güven esasına dayandığının yasal ifadesidir. Müvekkil ile avukat arasındaki güven ilişkisinin tesisi, etkin bir savunmanın ön koşuludur. Avukat, müvekkilinin dosyasını etkin biçimde savunabilmek için tüm gerçekleri bilmek zorundadır. Müvekkilin avukatına karşı tam bir açıklıkla bilgi vermesi, ancak aralarındaki güven ilişkisinin tam olarak kurulmasıyla mümkündür. CMK’nın 154. maddesi uyarınca şüpheli veya sanık, müdafi ile her zaman ve her yerde, herhangi bir merciin izni olmaksızın görüşme hakkına sahiptir. Bu hüküm, müvekkil-avukat arasındaki iletişimin gizliliğini ve serbestliğini güvence altına almaktadır.

Avukatın müvekkiline karşı bilgilendirme yükümlülüğü, mesleki özen borcunun önemli bir parçasıdır. Avukat, müvekkilini davanın gidişatı, delillerin durumu, olası sonuçlar ve hukuki seçenekler hakkında düzenli olarak bilgilendirmek zorundadır. Meslek Kuralları’nın 36. maddesi uyarınca avukat, müvekkiline işin gelişmesi hakkında bilgi vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün ihlali, avukatın sorumluluğunu doğurabilir.

15. Avukatın Savcılık Makamı ile İletişimi ve Etik Sınırları

Ceza muhakemesinde savcılık makamı, CMK’nın 160. maddesi uyarınca kamu davasını açma ve yürütme yetkisine sahip olan, aynı zamanda şüphelinin lehine olan delilleri de toplamakla yükümlü olan bir organdır. Ceza avukatı, soruşturma evresinde savcılık makamı ile sürekli bir iletişim halinde bulunmak zorundadır. CMK’nın 153. maddesi uyarınca müdafi, soruşturma evresinde dosyayı inceleyebilir ve Cumhuriyet savcısına delil toplanması yönünde talepler iletebilir. Savcılık makamına yapılan bu tür talepler, Cumhuriyet savcısı tarafından değerlendirilir ve talebin reddi halinde ilgili genel hükümler çerçevesinde gerekçeli karar verilmesi gerekir. Avukatın savcılık makamı ile iletişiminde uyması gereken etik kurallar, Meslek Kuralları’nın 11. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre avukat, mesleki faaliyetini yürütürken diğer avukatlar, hâkimler ve savcılar ile olan ilişkilerinde mesleki nezaket ve saygı kurallarına uymak zorundadır. Bununla birlikte, nezaket ve saygı yükümlülüğü, avukatın müvekkilinin haklarını etkin biçimde savunmasına engel teşkil etmez. Avukat, müvekkilinin menfaatlerini korumak için gerektiğinde savcılık makamının kararlarına itiraz etmeli, CMK’nın 172. maddesi uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı sulh ceza hâkimliğine başvurmalı ve soruşturmanın genişletilmesi taleplerini yazılı olarak iletmelidir.

Avukatın savcılık makamı ile iletişiminde sır saklama yükümlülüğü özellikle dikkat edilmesi gereken bir husustur. Müvekkilden alınan bilgilerin, onun rızası olmaksızın savcılıkla paylaşılması, hem meslek etiğine aykırıdır hem de 1136 sayılı Kanun’un 36. maddesinin ihlali anlamına gelir. Avukat, yalnızca müvekkilinin açık rızası ile veya savunma stratejisinin bir parçası olarak gerekli olduğu ölçüde müvekkiline ait bilgileri savcılıkla paylaşabilir.

16. Mahkeme ile Etkileşimde Avukatın Rolü ve Etik Sorumlulukları

Kovuşturma aşamasında ceza avukatının mahkeme ile olan etkileşimi, savunma hakkının kullanılmasının en somut görünümüdür. CMK’nın 191. maddesi uyarınca duruşma, sanığın sorgusu ile başlar ve müdafi, sorgu sırasında müvekkiline hukuki yardımda bulunur. CMK’nın 216. maddesi uyarınca, delillerin tartışılması aşamasında müdafi, iddia makamının ve katılan vekilinin açıklamalarına cevap verme hakkına sahiptir. CMK’nın 216/3. maddesi ise, müdafiin son sözünün alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bu düzenleme, savunma hakkına verilen önemin bir göstergesidir.

Mahkeme önünde avukatın etik sorumlulukları, Meslek Kuralları’nın 12. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre avukat, mahkemeye karşı saygılı davranmak, duruşma düzenini bozmamak, mahkemeyi yanıltıcı beyanlardan kaçınmak ve gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcı olmakla yükümlüdür. Avukat, müvekkilinin savunmasını yaparken mahkemenin tarafsızlığını zedeleyici söylemlerden kaçınmalı, ancak gerektiğinde mahkemenin hukuka aykırı kararlarına karşı itirazlarını açıkça ve gerekçeli olarak dile getirmekten çekinmemelidir. Avukatın mahkeme önünde sunacağı argümanların hukuki temelinin sağlam olması, mesleki özen yükümlülüğünün bir gereğidir. CMK’nın 289. maddesi uyarınca, savunma hakkının sınırlandırılması, hükmün mutlak bozma sebepleri arasında sayılmıştır. Avukat, duruşma sırasında bu mutlak bozma sebeplerinden birinin varlığını tespit ederse, durumu derhal tutanağa geçirtmekle yükümlüdür. Yargıtay’ın yerleşik içtihadı uyarınca, savunma hakkının kısıtlanması, ancak bu kısıtlamanın duruşma tutanağına geçirilmiş olması ve kanun yolunda ileri sürülmesi halinde bozma sebebi teşkil eder. Bu nedenle avukat, duruşma sırasında meydana gelen hukuka aykırılıkları tutanağa geçirtme konusunda son derece titiz davranmalıdır.

17. Kolluk Soruşturması Aşamasında Müdafiin Rolü

Ceza muhakemesi, uygulamada çoğunlukla kolluk soruşturması ile başlamaktadır. CMK’nın 160. maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısı, suçun işlendiği izlenimini veren hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere işin gerçeğini araştırmaya başlar ve bu kapsamda kolluk görevlilerine talimat verir. CMK’nın 161. maddesi uyarınca kolluk, Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda soruşturma işlemlerini yürütür. Kolluk soruşturması aşaması, şüphelinin haklarının en fazla ihlal edilme riski altında olduğu aşamadır.

CMK’nın 147. maddesi uyarınca, kolluk tarafından ifadesi alınacak şüpheliye, müdafi seçme hakkının bulunduğu, müdafiin ifade almada hazır bulunabileceği ve müdafi seçecek durumda değilse baro tarafından kendisine bir müdafi görevlendirilebileceği bildirilir. CMK’nın 149. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, müdafi ifade alma sırasında hazır bulunabilir ve şüpheliye hukuki yardımda bulunabilir. AİHM’in Salduz kararı uyarınca, kolluk ifade alma işlemi sırasında müdafiin hazır bulunmaması, ancak şüphelinin müdafi yardımından açıkça ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde feragat etmiş olması halinde adil yargılanma hakkının ihlali sayılmaz. Kolluk aşamasında müdafiin işlevi, yalnızca ifade alma sırasında hazır bulunmakla sınırlı değildir. Müdafi, aynı zamanda yakalama, gözaltı, arama, el koyma gibi koruma tedbirlerinin hukuka uygunluğunu denetlemek, gerekli itirazları yapmak ve müvekkilinin haklarını korumakla yükümlüdür. CMK’nın 91. maddesi uyarınca gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmi dört saati geçemez. CMK’nın 91/3. maddesi uyarınca toplu olarak işlenen suçlarda bu süre, Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle dört güne kadar uzatılabilir. Müdafi, gözaltı süresinin yasaya uygun olup olmadığını denetlemek ve sürenin aşılması halinde CMK’nın 91/4. maddesi uyarınca sulh ceza hâkimliğine başvurmakla yükümlüdür.

Kolluk araması ve el koyma işlemleri de müdafiin denetim alanı içindedir. CMK’nın 116. ve devamı maddeleri uyarınca arama, kural olarak hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. CMK’nın 119. maddesi uyarınca, arama sırasında işyeri sahibi veya ev halkından bir kişinin hazır bulunması gerekir; bunlar bulunmazsa, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulur. Müdafi, aramanın hukuka uygunluğunu denetlemek, hukuka aykırı arama ve el koyma işlemlerine karşı CMK’nın 127. maddesi uyarınca itiraz etmek ve gerekirse CMK’nın 141. maddesi uyarınca tazminat davası açmak için müvekkiline hukuki danışmanlık sağlamakla görevlidir.

18. Savcılık Soruşturması Aşamasında Hukuki Temsilin Gerekleri

Savcılık soruşturması, kolluk soruşturmasından daha geniş yetkiler içeren ve şüphelinin hukuki durumunun şekillendiği kritik bir aşamadır. CMK’nın 160. maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısı, hem lehe hem aleyhe delilleri toplamakla yükümlüdür. Müdafi, bu aşamada Cumhuriyet savcısına delil toplanması yönünde talepler iletmek, müvekkilinin lehine olan tanıkları bildirmek ve gerekli bilirkişi incelemelerinin yapılmasını sağlamak için aktif bir rol üstlenmelidir.

CMK’nın 153. maddesi uyarınca müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir. Bu yetki, müdafiin savunma stratejisini oluşturabilmesi için hayati öneme sahiptir. Ancak aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca, müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararıyla bu yetki kısıtlanabilir. Bu kısıtlama kararına karşı, CMK’nın 267. maddesi uyarınca itiraz yoluna başvurulabilir.

Savcılık soruşturması aşamasında müdafiin en önemli görevlerinden biri, müvekkilinin tutuklanmasının önlenmesi veya tutuklama kararına itiraz edilmesidir. CMK’nın 100. maddesi uyarınca tutuklama, ancak kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması, tutuklama nedenlerinden birinin mevcut olması ve tutuklamanın ölçülü olması halinde mümkündür. CMK’nın 101. maddesi uyarınca tutuklama kararı, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından verilir. Müdafi, tutuklama talebinin reddi için gerekli argümanları sunmak, CMK’nın 109. maddesi uyarınca adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasını talep etmek ve tutuklama kararına karşı CMK’nın 104. maddesi uyarınca itiraz etmekle yükümlüdür.

Savcılık soruşturmasının sonunda verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara (takipsizlik kararı) karşı, mağdur veya şikayetçi sıfatıyla hareket eden müvekkil adına, CMK’nın 172. maddesi uyarınca sulh ceza hâkimliğine itiraz edilebilir. İddianamenin kabulü kararına karşı ise itiraz yolu öngörülmemiş olup, CMK’nın 174. maddesi yalnızca iddianamenin iadesi kurumunu düzenlemektedir. Müdafi, bu kanun yollarını etkin biçimde kullanmak ve müvekkilinin haklarını korumak zorundadır.

19. Kovuşturma (Mahkeme) Aşamasında Savunmanın İcrası

Kovuşturma aşaması, ceza muhakemesinin en kapsamlı ve nihai kararın verildiği aşamasıdır. CMK’nın 175. maddesi uyarınca iddianamenin kabulüyle kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar. Bu aşamada müdafi, duruşma hazırlığı yapmak, delilleri değerlendirmek, tanık listesi hazırlamak, uzman mütalaası temin etmek ve etkili bir savunma stratejisi geliştirmekle yükümlüdür.

Duruşma aşamasında müdafiin yetkileri CMK’nın ilgili maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. CMK’nın 191. maddesi uyarınca sanığın sorgusu sırasında müdafi hazır bulunur ve sanığa hukuki yardımda bulunur. CMK’nın 201. maddesi uyarınca müdafi, sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış olan diğer kişilere doğrudan soru yöneltebilir. CMK’nın 178. maddesi uyarınca müdafi, tanık dinlenmesini talep edebilir. CMK’nın 67. maddesinin 6. fıkrası uyarınca ise müdafi, uzman mütalaa sunabilir. CMK’nın 216. maddesi uyarınca delillerin tartışılması aşamasında söz alarak iddia makamının argümanlarına cevap verebilir ve nihai olarak müvekkilinin beraatini veya lehine olan hükmün verilmesini talep edebilir. Müdafiin duruşmadaki hitabeti ve argümanlarının kalitesi, mahkemenin kararını etkileme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle müdafi, davanın maddi ve hukuki yönlerini titizlikle analiz etmeli, çelişkili noktaları tespit etmeli, tanık beyanları arasındaki uyumsuzlukları ortaya koymalı ve müvekkilinin lehine olan hukuki argümanları sistematik bir şekilde sunmalıdır. CMK’nın 289. maddesinde sayılan mutlak bozma sebeplerinin varlığı halinde, müdafi bunları duruşma tutanağına geçirtmeli ve gerektiğinde kanun yolunda ileri sürmelidir.

Hükmün verilmesinden sonra müdafiin görevi sona ermez. CMK’nın 260. maddesi uyarınca müdafi, müvekkilinin aleyhine olan hükümlere karşı kanun yollarına başvurabilir. CMK’nın 272. maddesi uyarınca istinaf, CMK’nın 286. maddesi uyarınca temyiz yoluna başvurma hakkı, müdafi tarafından müvekkil adına kullanılır. Müdafi, istinaf veya temyiz dilekçesinde, hükmün neden hukuka aykırı olduğunu, hangi delillerin eksik değerlendirildiğini ve hangi usul hatalarının yapıldığını somut olarak belirtmek zorundadır. Yargıtay’ın yerleşik içtihadı uyarınca, soyut ve gerekçesiz temyiz dilekçeleri reddedilmektedir. Bu nedenle müdafi, kanun yolu başvurusunu hazırlarken mesleki özen yükümlülüğünü en üst düzeyde yerine getirmelidir. Katılan vekili açısından da kanun yollarına başvuru hakkı mevcuttur. CMK’nın 242. maddesi uyarınca katılan, sanığın beraatine veya verilen hükmün katılanın haklarını ihlal eder nitelikte olması halinde, kendi istemiyle davaya katılmış olmasa dahi kanun yollarına başvurabilir. Katılan vekili, müvekkilinin talebi doğrultusunda ve onun menfaatlerini korumak amacıyla bu hakları kullanmakla yükümlüdür.

Ceza avukatlığında mesleki standartlar ve etik kurallar, hukuk devleti ilkesinin, adil yargılanma hakkının ve savunma hakkının etkin biçimde hayata geçirilmesinin temel güvencelerindendir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları ve uluslararası sözleşmeler çerçevesinde şekillenen bu standartlar, avukatın müvekkiline karşı sadakat borcu ile mahkemeye ve adalete karşı yükümlülükleri arasında hassas bir denge kurmaktadır. Avukat, bu dengeyi gözetirken bağımsızlığını korumak, mesleki özen yükümlülüğünü yerine getirmek, sır saklama ödevine riayet etmek ve çıkar çatışmalarından kaçınmak zorundadır. Şüpheli ve sanık müdafiliği ile katılan vekilliği, ceza muhakemesinin iki temel hukuki temsil biçimi olarak, avukatın mesleki bilgi ve becerisini en üst düzeyde kullanmasını gerektiren alanlardır. Zorunlu müdafilik kurumu, ekonomik engellerin savunma hakkının kullanımını sınırlamasını önlemekte ve adalete erişimi güvence altına almaktadır. Ancak bu kurumun etkin biçimde işleyebilmesi, müdafi ücretlerinin yeterliliği, atanan müdafiin savunmayı etkin biçimde yürütmesi ve baroların denetim mekanizmalarının etkin çalışmasına bağlıdır.

Kolluk soruşturmasından başlayarak savcılık soruşturması ve kovuşturma aşamalarına kadar uzanan süreçte ceza avukatı, müvekkilinin haklarını korumak, delil toplamak, hukuka aykırı işlemlere karşı itiraz etmek ve etkili bir savunma stratejisi geliştirmekle yükümlüdür. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları, bu yükümlülüklerin yalnızca şeklen yerine getirilmesinin yeterli olmadığını, etkin bir hukuki yardım sağlanmasının zorunlu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

KAYNAKÇA

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (2709 sayılı Kanun), Resmi Gazete Tarihi: 09.11.1982, Sayı: 17863.

Avukatlık Kanunu (1136 sayılı Kanun), Resmi Gazete Tarihi: 07.04.1969, Sayı: 13168.

Ceza Muhakemesi Kanunu (5271 sayılı Kanun), Resmi Gazete Tarihi: 17.12.2004, Sayı: 25673.

Türk Ceza Kanunu (5237 sayılı Kanun), Resmi Gazete Tarihi: 12.10.2004, Sayı: 25611.

Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun (5320 sayılı Kanun), Resmi Gazete Tarihi: 31.03.2005, Sayı: 25772 (Mükerrer).

Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun (6284 sayılı Kanun), Resmi Gazete Tarihi: 20.03.2012, Sayı: 28239.

Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun), Resmi Gazete Tarihi: 04.02.2011, Sayı: 27836.

Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları, 8-9 Ocak 1971 Tarihli Genel Kurul Kararı.

Türkiye Barolar Birliği CMK Müdafi Görevlendirme Yönetmeliği.

CCBE Avukatlık Meslek Etiği Kuralları (Code of Conduct for European Lawyers).

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 4 Kasım 1950, Roma.

AİHM, Salduz v. Türkiye, Büyük Daire, Başvuru No: 36391/02, 27 Kasım 2008.

AİHM, Daud v. Portekiz, Başvuru No: 22600/93, 21 Nisan 1998.

AİHM, Özcan Çolak v. Türkiye, Başvuru No: 30292/03, 11 Mayıs 2010.

Kunter, Nurullah / Yenisey, Feridun / Nuhoğlu, Ayşe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, İstanbul, 2021.

Centel, Nur / Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, İstanbul, 2022.

Özbek, Veli Özer / Doğan, Koray / Bacaksız, Pınar, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2023.

Erem, Faruk, Ceza Muhakemesi Hukuku, Sevinç Matbaası, Ankara, 1978.

Gürelli, Nevzat, Türk Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1984.

Bilgilendirme Notu

Bu yazı, yasal haklarınızı öğrenmeniz ve bilinçlenmeniz amacıyla, sosyal sorumluluk bilinciyle ve toplumsal fayda gözetilerek hazırlanmıştır. Yazının iş elde etme amacı bulunmamaktadır.

Gizlilik

Avukatlık mesleğinin en önemli etik ilkelerinden biri gizlilik olup, hukuk büromuz; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile belirlenen gizlilik ve sır saklama ilkesini büyük bir özen ve hassasiyet göstererek uygulamaktadır. Bununla beraber ofisimiz, müvekkillere ait bilgi, belge ve verileri sır tutma yükümlülüğü ve veri sorumluluğu kapsamında gizli tutmakta, üçüncü kişilerle ve kurumlarla hiçbir durumda ve hiçbir şekilde paylaşmamaktadır. Bu bağlamda ofisimiz, dava dosyaları ile ilgili sır saklama yükümlülüğüne uyulacağını yazılı olarak da ilke edinmiştir.

Oyla
0,0/5 - (0 oy)
Kıdemli Avukat
Avukat691 yazı

Av. Nasuh Buğra Karadağ Ankara Barosu’na bağlı olarak faaliyet göstermekte olup Türkiye Barolar Birliği sicil numarası 166589 ve Ankara Barosu sicil numarası 36…

Add a comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »
Danışma Hattı