İfademi Vermem İçin Polise Çağrıldım, Ne Yapmalıyım?
Polis tarafından ifade vermeye çağrılmak, hayatın olağan akışı içinde herkesin başına gelebilecek, fakat çoğu insan için son derece ürkütücü bir deneyimdir. Elinize ulaşan resmî bir davet yazısı, telefonunuza gelen bir arama ya da kapınıza gelen sivil polisler aracılığıyla “ifade vermeniz gerekiyor” bildirimiyle karşılaştığınızda, zihninizde bir dizi soru belirir: Ne yaptım ki? Hakkımda bir suçlama mı var? Ne söylemeliyim? Susabilir miyim? Bir avukata ihtiyacım var mı? Bu soruların her biri, hukuki bilgi eksikliğiyle birleştiğinde ciddi bir kaygı ve belirsizlik yaratır. Oysa bilmelisiniz ki, Türk hukuk sistemi polis ifadesi alma işlemini sıkı kurallara bağlamış, ifade veren kişinin haklarını güvence altına almış ve bu sürecin hukuka uygun şekilde yürütülmesini teminat altına almıştır.
Bu rehber, polis tarafından ifade vermeye çağrıldığınızda sahip olduğunuz tüm hakları, yükümlülükleri, atmanız gereken adımları ve dikkat etmeniz gereken hususları, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK), 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) hükümlerine dayanarak kapsamlı bir şekilde açıklamaktadır. İster şüpheli, ister tanık, ister mağdur sıfatıyla çağrılmış olun; bu rehber size yol gösterecek ve en önemlisi, haklarınızı korumanıza yardımcı olacaktır.
Polis İfadesinin Hukuki Niteliği
Polis ifadesi vermek, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun sistematiği içinde bir soruşturma işlemidir. CMK’nın 2. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde soruşturma, “kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evre” olarak tanımlanmıştır. İfade alma da işte tam olarak bu evrede icra edilen, soruşturmanın omurgasını oluşturan bir işlemdir. CMK’nın 2. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde ise “ifade alma”, “şüphelinin kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Ancak uygulamada “ifade” terimi, yalnızca şüphelinin değil, tanığın, mağdurun ve şikâyetçinin beyanlarının alınması için de kullanılmaktadır.
Bu işlem, kolluğun kendiliğinden harekete geçtiği durumlarda ya da Cumhuriyet savcısının talimatı üzerine icra edilir. Uygulamada polisin ifade alma yetkisi iki ana kaynaktan beslenir. Bunlardan ilki, bir suçun işlendiğini öğrenen kişinin CMK m. 158 uyarınca doğrudan kolluğa başvurarak şikâyetçi olmasıdır. Bu başvuru üzerine kolluk, başvuranın beyanlarını bir tutanağa geçirir; teknik olarak bu bir “şikâyet tutanağı” veya “beyan tutanağı” olsa da, uygulamada çoğu zaman “ifade alma” olarak anılır. İkincisi ise, Cumhuriyet savcısının CMK m. 161 uyarınca kolluğa talimat vererek şüpheli veya tanık ifadesinin alınmasını istemesidir. CMK m. 161, “Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya adlî kolluk görevlileri vasıtasıyla her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki fıkrada yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerine her türlü bilgiyi isteyebilir” hükmünü içerir. Kolluk, bu talimat doğrultusunda hareket eder, ilgili kişiyi çağırır, dinler ve işlem tamamlandıktan sonra evrakı savcılığa gönderir. Her iki durumda da ifade, soruşturmanın seyrini belirleyen en kritik delil başlangıcıdır.
Hukuki niteliği itibarıyla ifade tutanağı, bir delil başlangıcı veya delil niteliğindedir. CMK’nın 217. maddesi uyarınca hâkim, yalnızca hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillere dayanarak karar verebilir. Bu nedenle, ifadenizin hem içeriği hem de alınış şekli, ilerideki yargılamanın seyrini doğrudan etkileyebilir. Hukuka aykırı yöntemlerle alınmış bir ifade, CMK m. 148 uyarınca delil olarak kullanılamaz. Bu yüzden, ifade alma işleminin hukuka uygunluğunu denetlemek sizin en temel hakkınızdır.
Hangi Sıfatla Çağrıldığınızı Bilmenin Önemi
Polise ifade vermeye çağrıldığınızda, bulunabileceğiniz üç temel statü vardır ve her biri size farklı haklar ve yükümlülükler yükler. Hangi sıfatla çağrıldığınızı bilmek, süreci yönetmenin ilk ve en kritik adımıdır; çünkü susma hakkı, avukat bulundurma zorunluluğu ve ifade verme yükümlülüğü gibi temel hususlar statünüze göre şekillenir. Çağrı kağıdınızda veya size yapılan bildirimde, hangi sıfatla çağrıldığınız açıkça belirtilmelidir. Eğer bu bilgi verilmemişse, ifadeye başlamadan önce mutlaka sormalısınız. Şüpheli, CMK m. 2/1-a uyarınca hakkında bir suç işlediğine dair şüphe bulunan ve henüz hakkında iddianame düzenlenmemiş kişidir. Cumhuriyet savcısı, CMK m. 161 uyarınca kolluğa talimat vererek şüphelinin ifadesinin alınmasını ister. Kolluk, bu talimat üzerine şüpheliyi çağırır ve CMK m. 147’de belirtilen usule göre ifadesini alır. Bu usul son derece sıkıdır: Şüpheliye önce isnat edilen suç açıklanır, ardından susma hakkı, müdafi yardımından yararlanma hakkı, lehe delil toplatma hakkı ve yakınlarından tanıklıktan çekinebileceklerin bulunduğu hatırlatılır. Bu hatırlatmalar yapılmadan alınan ifade, hukuka aykırı kabul edilir ve delil olarak değerlendirilemez. Şüpheli, susma hakkını kullanarak hiçbir soruya cevap vermeyebilir; bu, Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin doğal bir sonucudur ve aleyhe yorumlanamaz. Şüpheli aynı zamanda savunma hakkının asıl sahibidir; soruşturma aşamasında CMK m. 153 uyarınca müdafi aracılığıyla dosyayı inceleyebilir ve lehine olan delillerin toplanmasını talep edebilir. Ayrıca CMK’nın 145. maddesi uyarınca, usulüne uygun olarak çağrılan şüpheli gelmek zorundadır; aksi halde zorla getirme kararı çıkarılabilir.
Tanık, olay hakkında bilgi sahibi olan ve bu bilgisi nedeniyle savcının talimatıyla veya doğrudan kolluk tarafından çağrılarak dinlenen kişidir (CMK m. 43 vd.). Tanık, kural olarak bildiklerini doğru ve eksiksiz anlatmakla yükümlüdür. Çağrıya uymayan tanık hakkında zorla getirme kararı çıkarılabilir ve disiplin para cezası uygulanabilir (CMK m. 44). Ancak tanığın da güvenceleri vardır. CMK m. 45 uyarınca, şüphelinin nişanlısı, eşi, kan hısımlığı veya kayın hısımlığı bulunan yakınları tanıklıktan çekinebilir. CMK m. 48 uyarınca ise tanık, kendisini veya yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikteki sorulara cevap vermekten çekinebilir. CMK m. 48/2’nin getirdiği bu güvence son derece kritiktir; çünkü tanık sıfatıyla başlayan bir ifade süreci, verilen cevaplarla birlikte kişinin şüpheli konumuna geçmesine yol açabilir. Bu nedenle, tanık sıfatıyla ifade verirken dahi bir avukat bulundurmanız, olası statü değişikliğine karşı sizi koruyacaktır. Mağdur veya şikâyetçi ise, suçtan doğrudan zarar gören veya suçun işlendiğini yetkili makamlara bildiren kişidir. CMK m. 158 uyarınca doğrudan kolluğa başvurarak suçun işlendiğini bildirebilir. Bu başvuru üzerine kolluk, başvuranın anlattıklarını bir tutanak altına alır; teknik olarak bu bir “şikâyet tutanağı” veya “beyan tutanağı” olsa da, uygulamada çoğu zaman ifade olarak anılır. Başvuran kişi burada şüpheli değil, suçun mağduru veya şikâyetçisi konumundadır. Anlattıkları, soruşturmanın başlamasına temel teşkil eder ve savcılığa gönderilir. Savcı, bu tutanağı inceleyerek soruşturma başlatıp başlatmamaya karar verir. CMK’nın 234. maddesi, mağdura soruşturma aşamasında delil toplanmasını isteme, belge örneği alma ve vekil aracılığıyla temsil edilme gibi haklar tanır. Mağdur sıfatıyla verdiğiniz ifade, soruşturmanın yönünü belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Bu nedenle ifadenizin eksiksiz, tutarlı ve doğru olması, failin cezalandırılması için hayati önem taşır.
İfade Vermeye Gitmeden Önce Hazırlık
İfade vermeye çağrıldığınızda, hazırlıksız bir şekilde polis merkezine gitmek yapabileceğiniz en büyük hatalardan biridir. Hazırlık yapmak, yalnızca pratik bir tavsiye değil, aynı zamanda hukuki bir gerekliliğin de sonucudur. CMK’nın 147. maddesi uyarınca, şüpheliye isnat edilen suçun neden ibaret olduğu açıklanmalıdır. Bu açıklama yapıldıktan sonra, kendinizi savunabilmek için ne söyleyeceğinizi önceden bilmeniz gerekir. Hazırlıksız bir ifade, tutarsızlıklara, eksik beyanlara ve hatta yanlış anlaşılmalara yol açarak aleyhinize sonuçlar doğurabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararlarında, şüphelinin savunmasını etkin bir şekilde yapabilmesi için ifade almadan önce kendisine yeterli zaman tanınması ve isnadın niteliği hakkında açıkça bilgilendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Çağrı kağıdınızı dikkatlice inceleyin. Hangi suçla ilgili olarak, hangi sıfatla çağrıldığınızı, hangi tarih ve saatte nerede hazır bulunmanız gerektiğini netleştirin. Eğer çağrı kağıdında suçlama hakkında yeterli bilgi yoksa, ifadeye gitmeden önce bir avukata danışarak dosya hakkında bilgi edinmeye çalışın. Avukatınız, CMK m. 153 uyarınca soruşturma dosyasını inceleyerek hakkınızdaki delillerin kapsamını öğrenebilir ve size özel bir savunma stratejisi oluşturabilir.
Olayın detaylarını hatırlamak için kendinize zaman ayırın. Bellek, özellikle stres altında, yanıltıcı olabilir. Bir olayı yaşadıktan saatler veya günler sonra, detayları bulanık hatırlamanız son derece normaldir. Ancak ifadenizin güvenilir olması için bu detayları mümkün olduğunca net hatırlamanız gerekir. Olayı zihninizde canlandırırken öncelikle kronolojik bir sıralama yapın. Olayın başlangıcından sonuna kadar, adım adım ne olduğunu, hangi eylemin hangi sırayla gerçekleştiğini bir zaman çizelgesi halinde yazın. Ardından olayın tam olarak nerede gerçekleştiğini, mekânın fiziksel özelliklerini, ışık durumunu, oda düzenini ve varsa sokak ya da cadde isimlerini netleştirin. Olayda bulunan kişileri fiziksel özellikleri, giysileri, konuşma tarzları ve kullandıkları kelimelerle birlikte tanımlamaya çalışın. Diyalogları mümkün olduğunca kelimesi kelimesine hatırlamaya gayret edin; tam olarak hatırlayamıyorsanız bile, söylenenlerin özünü ve size hissettirdiklerini mutlaka kaydedin. Olay sırasındaki duygusal durumunuzu da göz ardı etmeyin; korku, şaşkınlık, öfke gibi hisleriniz, ifadenizin inandırıcılığını artıran önemli birer unsurdur. Bu notları ifadeye gitmeden önce avukatınızla paylaşmanız, avukatınızın olası soruları öngörerek sağlam bir strateji oluşturmasını sağlayacaktır.
İfadenizi destekleyecek delilleri önceden toplamak da büyük önem taşır. Sözleşmeler, faturalar, makbuzlar ve yazışmalar gibi yazılı belgeler en temel kanıtlar arasındadır. Bunların yanı sıra e-posta çıktıları, SMS mesajları, WhatsApp konuşmaları, sosyal medya mesajları ve ekran görüntüleri gibi elektronik deliller de günümüzde büyük önem taşır. Olay anını gösteren güvenlik kamerası kayıtları, ses kayıtları, olay yerine veya hasar gören eşyalara ait fotoğraflar da son derece değerli kanıtlardır. Ayrıca olayda hazır bulunan tanıkların adını, soyadını, telefon numarasını, e-posta adresini ve açık adresini eksiksiz olarak kaydedin. Tanıkların olayı nasıl gördüklerine dair kısa bir özeti de not almanız, ifadenizi verirken bu bilgileri yetkililere aktarmanızı kolaylaştırır.
Susma Hakkı
Susma hakkı, ceza muhakemesinin en temel güvencelerinden biridir. Anayasa’nın 38. maddesinin 5. fıkrası, “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz” hükmünü içerir. Bu anayasal ilke, CMK’nın 147. maddesinde şüpheli için somutlaştırılmış ve ifade almadan önce bu hakkın hatırlatılması zorunlu kılınmıştır. Susma hakkı, şüphelinin kendisine yöneltilen suçlamalar hakkında hiçbir açıklama yapmama, hiçbir soruya cevap vermeme yetkisidir. Bu hakkın kullanılması, hiçbir şekilde aleyhe yorumlanamaz; susmak, suçluluk belirtisi olarak değerlendirilemez. Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararlarında da açıkça vurgulandığı üzere, susma hakkının kullanılması masumiyet karinesinin doğal bir sonucudur. Susma hakkınızı kullanmak istediğinizde, bunu açık ve net bir şekilde ifade etmelisiniz. “Susma hakkımı kullanıyorum. Avukatım hazır bulunmadan ifade vermeyeceğim” demek, bu hakkın usulüne uygun şekilde kullanılması için yeterlidir. Bu beyanın tutanağa geçirilmesi gerekir. Susma hakkının şüpheli için geçerli olduğunu, tanık sıfatıyla ifade verirken kural olarak susma hakkınızın bulunmadığını, ancak CMK m. 48’de düzenlenen çekinme hakkınızı kullanabileceğinizi unutmayın. Eğer tanıkken verdiğiniz bilgiler sizi şüpheli konumuna düşürecek gibiyse, CMK m. 48/2 uyarınca bu sorulara cevap vermekten çekinme hakkınız olduğunu derhal belirtmelisiniz. Bu durum, uygulamada sıkça karşılaşılan ve mağdurların farkında olmadan kendilerini suçlayıcı beyanlarda bulunmasına yol açan kritik bir andır. Avukatınızın bu anda yanınızda olması, size bu uyarıyı yapacak ve sizi koruyacak en önemli güvencedir.
Avukat Bulundurmanın Önemi
CMK’nın 149. maddesi, şüpheli veya sanığın, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabileceğini düzenler. Avukat, ifade alma sırasında hazır bulunabilir (CMK m. 149/2). Avukatınızın varlığı size dört temel güvence sağlar: Soruların hukuka uygun olup olmadığını denetleyerek yasak sorgu yöntemlerine (CMK m. 148) karşı itiraz eder; susma hakkınızı ne zaman kullanmanız gerektiğini anlık olarak değerlendirir; ifade tutanağının sizin söylediklerinizle birebir örtüşecek şekilde tutulmasını sağlar; ve en kritiği, statü değişikliğini -yani tanıktan şüpheliye geçişi- fark ederek size gerekli uyarıları yapar.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Salduz v. Türkiye (Büyük Daire, 27 Kasım 2008, Başvuru No: 36391/02) kararı, müdafi yardımından yararlanma hakkının kapsamı bakımından dönüm noktasıdır. Bu kararda AİHM, şüphelinin polis tarafından ilk sorgulandığı andan itibaren avukat yardımından yararlanma hakkına sahip olduğunu ve bu haktan feragatin ancak açık ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde olabileceğini hükme bağlamıştır. Kolluk görevlilerinin “avukata gerek yok”, “avukat çağırırsan işler uzar” gibi ifadelerle şüpheliyi avukat hakkından vazgeçirmeye çalışması, bu karar uyarınca açıkça adil yargılanma hakkının ihlalidir. Avukatınız yoksa ve maddi durumunuz bir avukat tutmaya elverişli değilse, barodan tarafınıza bir müdafi görevlendirilmesini talep edebilirsiniz (CMK m. 150/1). Ayrıca, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı ifade veriyorsanız veya on sekiz yaşından küçükseniz, zorunlu müdafilik kapsamında size re’sen bir avukat atanması gerekir (CMK m. 150/2-3). 5320 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca, zorunlu müdafi ücretleri Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır; mahkûmiyet halinde dahi ödeme gücünüz yoksa bu ücret hazine üzerinde bırakılır (CMK m. 325).
İfade Anında Dikkat Edilmesi Gerekenler
İfade odasına girdiğinizde, kendinizi kontrollü ve sakin bir şekilde ifade etmeniz, sürecin sağlıklı ilerlemesi için kritik önem taşır. İfade vermeye başlamadan önce, size CMK m. 147’de sayılan hakların hatırlatılıp hatırlatılmadığını kontrol edin. Eğer bu haklar size hatırlatılmadıysa, bunu tutanağa geçirtin veya en azından sözlü olarak ifade edin. Doğru ve tutarlı bilgi vermek, yalnızca ahlaki bir yükümlülük değil, aynı zamanda hukuki bir zorunluluktur. Şüpheli sıfatıyla ifade verirken doğru bilgi vermek sizin lehinizedir; çünkü yalan söylemek, ileride ortaya çıktığında savunmanızı çürütecek ve güvenilirliğinizi zedeleyecektir. Tanık sıfatıyla ifade verirken ise doğruyu söylemek, TCK’nın 272. maddesinde düzenlenen ve dört aydan bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılan yalan tanıklık suçu karşısında yasal bir zorunluluktur. Yanlış bilgi vermek, bulunduğunuz statüye göre çok ciddi hukuki sonuçlar doğurur. Bir başkası hakkında soruşturma başlatılmasını sağlamak amacıyla hukuka aykırı bir fiil isnat etmek veya delil uydurmak, TCK’nın 267. maddesinde düzenlenen iftira suçunu oluşturur ve bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İşlenmediğini bildiği bir suçu işlenmiş gibi yetkili makamlara bildiren kişi ise, TCK m. 271 kapsamında suç uydurma suçundan bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası alır. Şüphelinin yalan beyanı doğrudan ayrı bir suç teşkil etmese de, yargılama sırasında aleyhine değerlendirilerek cezanın alt sınırdan uzaklaşmasına yol açabilir.
Hatırlamadığınız bir konuyu “hatırlamıyorum” şeklinde belirtmek, uydurmaktan veya tahmin yürütmekten her zaman daha güvenlidir. Yargıtay’ın yerleşik içtihadı uyarınca, tanığın veya şüphelinin “hatırlamıyorum” şeklindeki beyanı, yalan tanıklık olarak değerlendirilemez; çünkü bu, gerçeğe aykırı bir beyan değil, bilgi eksikliğinin itirafıdır. Ayrıca, ifade alma sırasında yasak sorgu yöntemlerine karşı da dikkatli olmalısınız. CMK’nın 148. maddesi, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir ve tehditte bulunma, bedensel veya ruhsal müdahaleler ile kanuna aykırı bir menfaat vaat etme gibi yöntemleri yasaklar. Bu yöntemlerle elde edilen ifadeler, rıza ile verilmiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemez. Eğer ifade alma sırasında size bağırıldığını, tehdit edildiğinizi, saatlerce bekletilerek yorulduğunuzu veya size yalan söylendiğini düşünüyorsanız, derhal susma hakkınızı kullanın, avukat talep edin ve bu durumu mutlaka tutanağa geçirtin.
İfade Sonrası Tutanağı Kontrol Edin
İfade alma işlemi tamamlandığında, kolluk görevlisi tarafından bir tutanak düzenlenir. Bu tutanak, sizin sözlü beyanlarınızın yazılı hale getirilmiş şeklidir ve sizin imzanızla birlikte resmî bir belge niteliği kazanır. CMK’nın 147. maddesinin son fıkrası uyarınca, ifade tutanağı, ifadeyi alan görevli, şüpheli ve varsa müdafi tarafından imzalanır. CMK m. 169 ise, ifade tutanağının düzenlenmesine ilişkin genel esasları belirler ve tutanağın okunarak imzalanması gerektiğini hükme bağlar.
İmzalamadan önce tutanağı mutlaka dikkatlice okumalısınız. Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar; söylediğiniz bir cümlenin anlamını değiştirecek şekilde kısaltılmış veya farklı ifade edilmiş olması, sizin “hatırlamıyorum” dediğiniz bir konunun tutanağa kesin bir bilgi gibi geçirilmesi, hiç söylemediğiniz bir ifadenin tutanakta yer alması ya da olayın sıralamasının yanlış yazılmasıdır. Eğer tutanakta bir yanlışlık veya eksiklik tespit ederseniz, düzeltilmesini talep edin. Bu talebiniz yerine getirilmezse, tutanağa şerh düşerek hangi kısmın doğru olmadığını ve sizin gerçekte ne söylediğinizi yazılı olarak belirtin. Ancak en güvenli yol, avukatınızın da tutanağı kontrol etmesini sağlamak ve düzeltmeleri onun aracılığıyla talep etmektir. İfadenizi verdikten sonra, olayla ilgili aklınıza yeni bir bilgi gelirse veya ifadenizde eksik kalan bir noktayı tamamlamak isterseniz, ek ifade verme hakkınız vardır. CMK, bu hakkı açıkça düzenlememekle birlikte, soruşturmanın her aşamasında delil sunulabileceği ilkesi gereğince, ek beyanda bulunmanız mümkündür. CMK m. 160 uyarınca Cumhuriyet savcısı, hem lehe hem aleyhe delilleri toplamakla yükümlüdür; bu kapsamda sizin ek beyanınız da değerlendirilmek zorundadır. Bunun için bir dilekçe ile Cumhuriyet savcılığına veya kolluğa başvurabilir, ek ifadenizin tutanağa geçirilmesini talep edebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Polis ifade vermeye çağırdı, gitmezsem ne olur? CMK’nın 145. maddesi uyarınca, usulüne uygun olarak çağrılan şüpheli gelmek zorundadır. Çağrıya uymayan şüpheli hakkında zorla getirme kararı verilebilir. Tanık için de aynı yükümlülük CMK’nın 44. maddesinde düzenlenmiştir. Dolayısıyla çağrıya uymak zorunludur. Ancak unutmayın: Çağrıya uymak zorunlu olsa da, ifade vermek zorunlu değildir. Susma hakkınızı kullanabilirsiniz. İfade verirken bir yakınım yanımda bulunabilir mi? CMK, ifade alma sırasında şüphelinin yanında yalnızca müdafiin bulunabileceğini düzenler. Bir yakınınızın veya arkadaşınızın ifade odasında bulunması mümkün değildir. Ancak çocuklar veya özel koruma gerektiren mağdurlar için CMK’nın 236. maddesi uyarınca bir uzman bulundurulması mümkündür. Tanık olarak çağrıldım, ancak şüpheliye dönüşebilir miyim? Evet, bu mümkündür ve en riskli durumlardan biridir. Tanık sıfatıyla başladığınız bir ifade sırasında, verdiğiniz bilgiler sizi şüpheli konumuna düşürebilir. CMK m. 48/2 uyarınca, böyle bir durumda size susma hakkınızın bulunduğu bildirilmelidir. Bu bildirim yapılmazsa, verdiğiniz ifade hukuka aykırı hale gelir.
Bu nedenle, tanık sıfatıyla çağrılmış olsanız dahi bir avukatla görüşmeniz, olası statü değişikliğine karşı sizi koruyacaktır. Polis ifademi alırken bana baskı yaptı, ne yapabilirim? CMK’nın 148. maddesinde sayılan yasak sorgu yöntemlerine maruz kaldığınızı düşünüyorsanız, derhal susma hakkınızı kullanın, avukat talep edin ve durumu tutanağa geçirtin. Ayrıca, ifade sonrasında Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunarak, size baskı yapan görevliler hakkında soruşturma başlatılmasını sağlayabilirsiniz. TCK’nın 94. maddesinde düzenlenen işkence suçu ve TCK’nın 256. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu, bu bağlamda değerlendirilebilecek suç tipleridir.
Bilgilendirme Notu
Bu yazı, yasal haklarınızı öğrenmeniz ve bilinçlenmeniz amacıyla, sosyal sorumluluk bilinciyle ve toplumsal fayda gözetilerek hazırlanmıştır. Yazının iş elde etme amacı bulunmamaktadır.
Gizlilik
Avukatlık mesleğinin en önemli etik ilkelerinden biri gizlilik olup, hukuk büromuz; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile belirlenen gizlilik ve sır saklama ilkesini büyük bir özen ve hassasiyet göstererek uygulamaktadır.
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi (Pazartesi – Cuma): 09:00 – 21:00
Cumartesi: 10:00 – 18:00
İletişim Bilgileri
Telefon: +90 312 870 12 45
E-posta: avukat@nasuhbugrakaradag.av.tr