Kara Para Aklama Suçu
Arama Sırasında El Konulan Cihazlardaki Bilgilerim Güvende mi?
Arama Sırasında Polis Hangi Eşyalarıma El Koyabilir?

Arama Sırasında El Konulan Cihazlardaki Bilgilerim Güvende mi?

Arama Sırasında El Konulan Cihazlardaki Bilgilerim Güvende mi?

Akıllı telefonunuz, dizüstü bilgisayarınız, tabletiniz. Bu cihazlar artık yalnızca birer elektronik alet değil; özel hayatınızın, kişisel yazışmalarınızın, finansal bilgilerinizin, sağlık verilerinizin, aile fotoğraflarınızın, iş sırlarınızın ve en mahrem düşüncelerinizin saklandığı dijital kubbelerdir. Sabah uyandığınızda ilk baktığınız, gece yatmadan önce son dokunduğunuz bu cihazlar, sizin hakkınızda, belki de en yakınlarınızın bildiğinden çok daha fazla bilgiyi barındırır. Tam da bu nedenle, hukuk sistemleri için bu cihazlar, geleneksel bir defter veya mektuptan çok daha hassas ve karmaşık bir hukuki rejime tabidir. Bir gün kapınız çalındığında ve kolluk kuvvetleri bir arama kararıyla içeri girdiğinde, masanızın üzerindeki telefona veya çalışma odanızdaki bilgisayara uzanıp “buna el koyuyoruz” dediklerinde, aklınıza gelen ilk soru şudur: İçindeki bilgiler güvende mi? Yetkililer her şeyi okuyabilecek mi? Özel fotoğraflarım, banka hesap bilgilerim, müvekkillerime ait sırlar ne olacak? Dahası, bu bilgilerin başkalarının eline geçme veya sızma ihtimali var mı?

Bu makale, tam da bu sorulara, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) ile Yargıtay’ın güncel içtihatları ışığında cevap aramaktadır. Amacım, arama ve el koyma sırasında dijital verilerinizin hangi hukuki güvenceler altında olduğunu, kolluğun yetkilerinin sınırlarını ve haklarınızı nasıl koruyacağınızı olabildiğince kapsamlı bir şekilde ortaya koymaktır.

Arama ve El Koymanın Hukuki Çerçevesi

Bir cihaza el konulabilmesi için öncelikle ortada hukuka uygun bir arama işleminin bulunması gerekir. Anayasa’nın 20. maddesi özel hayatın gizliliğini, 21. maddesi konut dokunulmazlığını, 22. maddesi ise haberleşme hürriyetini güvence altına alır. Bu üç temel hak, dijital bir cihaza el konulmasıyla aynı anda ve en ağır şekilde müdahaleye uğrayabilir. Bu nedenle Anayasa, bu haklara yapılacak her türlü müdahaleyi sıkı şartlara bağlamıştır. Kural olarak, hâkim kararı olmaksızın bir konutta arama yapılamaz ve bu arama sırasında cihazlara el konulamaz. CMK’nın 119. maddesi uyarınca, konutta arama yapılabilmesi için hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri şarttır. Savcının yazılı emriyle yapılan arama, yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulmak zorundadır. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi takdirde el koyma kendiliğinden kalkar. Bu süreler, Anayasa’nın 21. maddesinde açıkça belirtilmiş olup, en ufak bir ihlali dahi yapılan işlemi hukuka aykırı hale getirir.

Arama ve el koyma işleminin hukuka uygun olabilmesi için aranan ikinci temel şart, “makul şüphe”nin varlığıdır. CMK’nın 116. maddesi, arama yapılabilmesi için “makul şüphe”nin bulunmasını şart koşar. Makul şüphe, somut olayın özelliklerine göre, bir suçun işlendiğine dair belirli ve objektif verilere dayanan, soyut bir tahminden veya önseziden uzak, ciddi ve rasyonel bir şüphe derecesidir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, yalnızca ihbar mektubu veya anonim bir telefon araması, başka delillerle desteklenmedikçe, makul şüphe için yeterli kabul edilmez. Arama kararında veya savcılık emrinde, bu makul şüpheyi oluşturan somut olgulara yer verilmesi, Anayasa’nın 141. maddesinde düzenlenen “kararların gerekçeli olması” ilkesinin de bir gereğidir. Üçüncü temel ilke, “ölçülülük”tür. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca, temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın, yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. CMK’da da bu ilke, arama ve el koymanın kapsamı bakımından özel olarak vurgulanmıştır. CMK’nın 123. maddesi, “Şüpheli veya sanığa ait olduğu için el konulan eşyanın, soruşturma ve kovuşturma açısından artık gerekli olmadığı anlaşılırsa, derhal sahibine iade edilir” hükmünü içerir. Bu hüküm, dijital cihazlara el konulması bağlamında son derece önemlidir; çünkü bir bilgisayarın tümüne el koymak, içindeki milyonlarca dosyaya erişim imkânı sağladığı için, çok ağır bir müdahaledir. Eğer soruşturma konusu suç, yalnızca belirli bir klasördeki belirli birkaç dosyayla ilgiliyse, cihazın tamamına el konulması ölçülülük ilkesini ihlal edebilir. Bu durumda yapılması gereken, CMK’nın 134. maddesinde öngörülen usulle, olay yerinde sınırlı bir inceleme yapılması ve yalnızca ilgili verilerin kopyalanmasıdır.

CMK Madde 134

Dijital cihazlar, geleneksel eşyalardan farklı olarak, bünyelerinde barındırdıkları verilerin hacmi, çeşitliliği ve hassasiyeti nedeniyle, CMK’da özel bir düzenlemeye kavuşturulmuştur. CMK’nın 134. maddesi, “Bilgisayarlarda, Bilgisayar Programlarında ve Kütüklerinde Arama, Kopyalama ve Elkoyma” başlığını taşır ve bu alandaki en kritik hukuki güvenceleri içerir. Bu maddeye göre, bir soruşturma sırasında, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama yapılabilir; buradaki veriler kopyalanabilir ve cihazlara el konulabilir. Ancak bu işlemler, ancak hâkim kararıyla mümkündür. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı da yazılı emir verebilir; fakat bu emir, yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunulmak zorundadır. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklamazsa, el koyma kendiliğinden kalkar.

Bu düzenlemenin belki de en önemli güvencesi, maddenin ikinci fıkrasında saklıdır. Buna göre, bilgisayar ve bilgisayar programlarında arama yapılabilmesi ve verilere el konulabilmesi için, öncelikle “cihaza el konulmaksızın, verilerin bir kopyasının alınması” yoluna gidilmesi esastır. Yani kolluk, mümkün olduğunca, sizin bilgisayarınızı veya telefonunuzu alıp götürmek yerine, olay yerinde, sınırlı bir inceleme yaparak yalnızca soruşturmayla ilgili verilerin bir kopyasını almakla yetinmelidir. Eğer bu mümkün değilse, örneğin şifreleme nedeniyle olay yerinde verilere erişilemiyorsa veya kopyalama işlemi teknik olarak orada yapılamıyorsa, cihaza el konulabilir. Ancak bu durumda dahi, şifre çözümlemesi yapıldıktan ve ilgili veriler kopyalandıktan sonra, cihaz gecikmeksizin sahibine iade edilmelidir. AYM’nin 2014/3986 Bireysel Başvuru Numaralı kararında, bilgisayarlara ve harici disklere el konulması ve bunların uzun süre iade edilmemesinin, ölçülülük ilkesini ihlal ettiğine ve mülkiyet hakkıyla özel hayatın gizliliği hakkının ihlalini oluşturduğuna hükmedilmiştir. CMK m. 134’ün üçüncü fıkrası, bir başka kritik güvenceyi daha içerir: Bilgisayar ve bilgisayar kütüklerine el koyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklenmesi (imajının alınması) sağlanır. Alınan bu yedekten bir kopya, şüpheliye veya vekiline verilir. Bu düzenleme, veri bütünlüğünün korunması ve şüphelinin ileride verilerin değiştirildiği iddiasında bulunabilmesinin önüne geçilmesi açısından son derece önemlidir. Ayrıca, yedekleme işlemi, şüpheli veya müdafiinin talebi halinde, onların gözetiminde yapılır. Bu hüküm, şeffaflığı ve adil yargılanma hakkını güçlendiren bir usul güvencesidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2017/956 Esas, 2020/145 Karar sayılı kararında, CMK m. 134/3’te öngörülen yedekleme ve bir kopyanın şüpheliye verilmesi usulüne uyulmamasını, savunma hakkının kısıtlanması olarak değerlendirmiş ve bu eksikliği bozma sebebi saymıştır.

Şifreleme, Şifre Verme Zorunluluğu ve Susma Hakkı

Dijital cihazınıza el konulduğunda, yetkililerin karşılaştığı en büyük teknik engel, çoğu zaman şifrelemedir. Günümüzde akıllı telefonların ve bilgisayarların büyük çoğunluğu, varsayılan olarak tam disk şifrelemesi ile gelir. Bu, cihazın içindeki verilerin, doğru şifre veya biyometrik veri (parmak izi, yüz tanıma) olmadan okunamaz hale gelmesi demektir. Peki, şifrenizi vermek zorunda mısınız? Yetkililer, parmak izinizi veya yüzünüzü kullanarak cihazın kilidini açabilir mi? Bu sorular, modern ceza muhakemesinin en hararetli tartışma konuları arasındadır.

Anayasa’nın 38. maddesinin 5. fıkrası, “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz” hükmüyle, susma hakkını ve kişinin kendi aleyhine delil vermeye zorlanamaması ilkesini (nemo tenetur se ipsum accusare) güvence altına almıştır. CMK’nın 147. maddesi de bu anayasal hakkı, şüphelinin ifadesinin alınması sırasında hatırlatılması gereken haklar arasında saymıştır. Bu ilke, şifre verme zorunluluğu bağlamında şu soruyu akla getirir: Bir şifre, kişinin zihninde saklı olan bir bilgidir. Kişiyi bu bilgiyi açıklamaya zorlamak, onu kendi aleyhine delil vermeye zorlamak anlamına gelir mi? Yargıtay’ın ve AYM’nin bu konudaki yaklaşımı, şifrenin “zihinsel bir içerik” olduğu ve kişinin bu içeriği açıklamaya zorlanamayacağı yönündedir. Buna karşılık, biyometrik veriler (parmak izi, yüz tanıma) ile cihazın kilidinin açılması konusunda tartışma daha da derindir. Parmak izi ve yüz, kişinin zihinsel bir ürünü değil, fiziksel varlığının bir parçasıdır. AİHM’in ve bazı yabancı mahkemelerin bu konuda farklı yönlerde kararları bulunmakla birlikte, Türk hukukunda bu konuda henüz net ve bağlayıcı bir içtihat oluşmuş değildir. Bununla birlikte, genel eğilim, kişinin iradesi dışında, fiziksel müdahale ile biyometrik verisinin kullanılmasının, ölçülülük ilkesi ve insan onuru bağlamında sorunlu olduğu yönündedir.

Verilerin Güvenliği, Bütünlüğü ve Gizliliği

Cihazınıza el konulduktan sonra, verilerinizin güvenliği ve bütünlüğü, adli bilişim incelemesini yapan uzmanların yetkinliğine ve kullanılan prosedürlere bağlıdır. Adli bilişim incelemesi, CMK’nın 134. maddesi uyarınca, mutlaka bir hâkim kararına dayanmak zorundadır ve bu inceleme, konusunda uzman bilirkişiler tarafından, zincirleme delil güvenliği (chain of custody) ilkelerine uygun olarak yapılmalıdır. Zincirleme delil güvenliği, cihazın ele geçirildiği andan itibaren, incelenmesi ve raporlanması da dâhil olmak üzere, her aşamada kimler tarafından, ne zaman ve nasıl işlem yapıldığının kayıt altına alınmasıdır. Bu zincirdeki herhangi bir kopukluk, delilin bütünlüğünün bozulduğu ve manipülasyona açık hale geldiği anlamına gelir ve bu durum, CMK’nın 217. maddesi uyarınca delilin hukuka aykırı sayılmasına yol açabilir.

CMK’nın 134. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca alınan adli imaj (yedek), incelenen asıl delil değil, onun birebir kopyasıdır. İnceleme, bu imaj üzerinde yapılır; orijinal cihaz ve veriler muhafaza altına alınır. Bu yöntem, hem veri bütünlüğünü korur hem de şüpheliye veya müdafiine, imajın bir kopyasının verilmesi suretiyle, savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlar.

KVKK’nın 12. maddesi uyarınca, veri sorumluları, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek, verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini engellemek ve verilerin muhafazasını sağlamak amacıyla, uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbiri almakla yükümlüdür. Her ne kadar KVKK, esas olarak özel sektör ve kamu kurumlarındaki veri işleme faaliyetlerini düzenlese de, adli kolluk ve adli makamlar da kişisel veri işlemektedir ve bu işleme faaliyetinin hukuka uygun, amaçla sınırlı ve ölçülü olması gerekir. El konulan bir cihazdaki verilerin, soruşturma konusu suçla tamamen ilgisiz olan bölümlerinin (örneğin, özel aile fotoğrafları, kişisel sağlık verileri, müvekkil-avukat yazışmaları gibi) incelenmesi ve kayıt altına alınması, ölçülülük ilkesine ve özel hayatın gizliliğine açıkça aykırılık teşkil eder. Bu tür verilerin, soruşturma dosyasına dâhil edilmeden, derhal imha edilmesi veya ilgili kişiye iade edilmesi gerekir.

Hukuka Aykırı El Koyma ve İncelemeye Karşı Başvuru Yolları

Cihazınıza hukuka aykırı bir şekilde el konulduğunu veya verilerinizin hukuka aykırı olarak incelendiğini düşünüyorsanız, başvurabileceğiniz birden fazla hukuki yol bulunmaktadır. İlk ve en etkili yol, el koyma kararını veren mercie veya bu kararın icrasını denetleyen sulh ceza hâkimliğine itiraz etmektir. CMK’nın 267. maddesi uyarınca, hâkim kararlarına karşı itiraz yoluna başvurulabilir. İtiraz süresi, kararın tebliğinden itibaren yedi gündür. İtiraz dilekçenizde, el koyma işleminin neden hukuka aykırı olduğunu, örneğin makul şüphe bulunmadığını, ölçülülük ilkesinin ihlal edildiğini veya CMK m. 134’teki usul güvencelerine uyulmadığını somut olarak belirtmeniz gerekir.

İkinci bir yol, CMK’nın 141. maddesi uyarınca tazminat davası açmaktır. Bu madde, kanuna uygun olmaksızın yapılan arama ve el koyma işlemleri nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların tazminini talep etme hakkı tanır. Özellikle cihazın uzun süre iade edilmemesi, ticari faaliyetlerin sekteye uğraması, verilerin ifşa olması gibi durumlarda, uğradığınız zararı bu dava yoluyla talep edebilirsiniz. Üçüncü bir yol, Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudur. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesi uyarınca, Anayasa’da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerden AİHS kapsamındaki herhangi birinin ihlali halinde, iç hukuk yolları tüketildikten sonra otuz gün içinde bireysel başvuru yapılabilir. AYM, yukarıda bahsi geçen 2014/3986 Bireysel Başvuru Numaralı kararında, bilgisayarlara ve harici disklere hukuka aykırı el konulması ve uzun süre iade edilmemesini, özel hayatın gizliliği hakkının (Anayasa m. 20) ve mülkiyet hakkının (Anayasa m. 35) ihlali olarak değerlendirmiştir. Bu karar, benzer durumdaki mağdurlar için güçlü bir emsal teşkil etmektedir.

TCK’nın 136. maddesinde düzenlenen “verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” suçunu oluşturur. Bu durumda, Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunarak, sorumlu kamu görevlileri hakkında ceza soruşturması başlatılmasını sağlayabilirsiniz.

Bilgilendirme Notu

Bu yazı, yasal haklarınızı öğrenmeniz ve bilinçlenmeniz amacıyla, sosyal sorumluluk bilinciyle ve toplumsal fayda gözetilerek hazırlanmıştır. Yazının iş elde etme amacı bulunmamaktadır. Ancak, okuduğunuz yazıyla ilgili herhangi bir hukuki sorununuz veya sorularınız varsa, aşağıdaki iletişim bilgilerimizden ya da İletişim Sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

Gizlilik

Avukatlık mesleğinin en önemli etik ilkelerinden biri gizlilik olup, hukuk büromuz; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile belirlenen gizlilik ve sır saklama ilkesini büyük bir özen ve hassasiyet göstererek uygulamaktadır. Bununla beraber ofisimiz, müvekkillere ait bilgi, belge ve verileri sır tutma yükümlülüğü ve veri sorumluluğu kapsamında gizli tutmakta, üçüncü kişilerle ve kurumlarla hiçbir durumda ve hiçbir şekilde paylaşmamaktadır. Bu bağlamda ofisimiz, dava dosyaları ile ilgili sır saklama yükümlülüğüne uyulacağını yazılı olarak da ilke edinmiştir.

Bu makale, Ankara Barosu’na kayıtlı Avukat Nasuh Buğra Karadağ tarafından, yalnızca bilgilendirme amacıyla kaleme alınmıştır. Avukat Nasuh Buğra Karadağ, Ceza Hukuku ve Bilişim Hukuku alanlarında uzmanlaşmış olup, Türkiye Barolar Birliği sicil numarası 166589 ve Ankara Barosu sicil numarası 36075 ile kayıtlıdır. Yayınlanmış eserleri arasında, Seçkin Yayınevi tarafından Nisan 2024’te yayımlanan Dijitalleşme Çağında Hukuk: Yeni Teknolojilerin Hukuk Sistemlerine Etkileri adlı kitabı ile yabancılara Türk hukuk sistemini temel düzeyde anlatmak amacıyla hazırladığı ücretsiz e-kitaplar Turkish Civil Law Handbook for Foreigners, Turkish Criminal Law Handbook for Foreigners ve Turkish Business Law Handbook for Foreigners yer almaktadır. Hukuki hizmetlerinin resmiyetini ve yetkinliğini teyit etmek isteyen kişiler, Türkiye Barolar Birliği’nin resmi web sitesi (www.barobirlik.org.tr) veya Ankara Barosu’nun çevrim içi platformları aracılığıyla doğrulama yapabilirler. Bu makalenin tüm hakları Av. Nasuh Buğra Karadağ’a aittir. İzinsiz kopyalanması, başka bir sitede yayınlanması veya herhangi bir şekilde çoğaltılması halinde, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca maddi ve manevi tazminat davası başta olmak üzere tüm yasal haklarımız saklıdır. Makale içeriğindeki bilgiler hukuki danışmanlık niteliği taşımaz, güncel mevzuat ve içtihat değişiklikleri için mutlaka bir avukata danışınız.

Hafta içi: 09:00 – 21:00
Cumartesi: 10:00 – 18:00
Telefon: +90 535 376 06 45
Mail: avukat@nasuhbugrakaradag.av.tr
Oyla
0,0/5 - (0 oy)
Add a comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »
Danışma Hattı